Aralık, 2018 için arşiv

…. And on top of everything I have no patience for anyone who does not deserve my patience”. …. Ve her şeyin de üzerinde, sabrımı hak etmeyen hiç kimseye sabrım yok”. by José Micard Teixeira

Posted in SEMRA'NIN DÜNYASI & SEMRA'S WORLD !, The articles in English & stories, İSTANBUL with tags , on 20/12/2018 by Semra Polat

”I no longer have patience for certain things, not because I’ve become arrogant, but simply because I reached a point in my life where I do not want to waste more time with what displeases me or hurts me. I have no patience for cynicism, excessive criticism and demands of any nature. I lost the will to please those who do not like me, to love those who do not love me and to smile at those who do not want to smile at me. I no longer spend a single minute on those who lie or want to manipulate. I decided not to coexist anymore with pretense, hypocrisy, dishonesty and cheap praise. I do not tolerate selective erudition nor academic arrogance. I do not adjust either to popular gossiping. I hate conflict and comparisons. I believe in a world of opposites and that’s why I avoid people with rigid and inflexible personalities. In friendship I dislike the lack of loyalty and betrayal. I do not get along with those who do not know how to give a compliment or a word of encouragement. Exaggerations bore me and I have difficulty accepting those who do not like animals. And on top of everything I have no patience for anyone who does not deserve my patience.”

”Bazı şeyler için artık sabrım yok; ukala biri haline geldiğim için değil, aksine hayatımda artık beni mutsuz eden ya da üzen şeyler ile vaktimi daha fazla kaybetmek istemediğim bir noktaya ulaştığım için… Laf sokmalara, haddinden fazla eleştirilere ve hangi türden olursa olsun talep ve beklentilere artık sabrım yok. Benden hoşlanmayan insanları memnun etmeye, beni sevmeyen insanları sevmeye ve bana gülümsemeyen insanlara gülümsemeye yönelik arzumu kaybettim. Artık yalan söyleyen ve beni yönetmek isteyen insanlara bir tek dakika bile harcamak istemiyorum. Oyunların, ikiyüzlülüğün, sahtekarlıkların ve ucuz övgülerin olduğu ortamlarda bulunmak istemiyorum. Çok bilmişliğe ve akademik ukalalığa tahammülüm yok. Aynı şekilde boş dedikodulara da bulaşmak istemiyorum. Uyuşmazlıklardan ve karşılaştırmalardan nefret ediyorum. Farklılıklardan, hatta zıtlıklardan oluşan bir dünyaya inanıyorum, bu nedenle katı ve toleransı olmayan olan insanlardan kaçınıyorum. Arkadaşlıkta sadakatsizlikten ve ihanetten hoşlanmıyorum. Birisine nasıl iltifat edileceğini ya da cesaretlendirmek için ne diyeceğini bilmeyen insanlarla bir arada olamıyorum. Abartılar beni sıkıyor ve hayvanları sevmeyenleri kabullenmekte zorlanıyorum. Ve her şeyin de üzerinde, sabrımı hak etmeyen hiç kimseye sabrım yok”.

by Jose Micard Teixeira

And rely upon Allah ; And sufficient is Allah as Disposer of affairs . . . & . . . Ve Allah’a tevekkül et ; Ve Allah, vekil olarak yeter. Al-Quran [33:3]

Posted in SEMRA'NIN DÜNYASI & SEMRA'S WORLD !, The articles in English & stories, İSLAM, İSTANBUL with tags , , , , , , , , , , , , , , , on 05/12/2018 by Semra Polat

When Einstein saw a person who was living only for pleasure and interested only in having a good time, he would say, “He has been given a large brain by mistake, since for him the spinal cord would fully suffice”.
If a person is given this large brain, his duty is not to merely satisfy his basic needs, but to create abstract ideas, philosophize, question life and existence. Our Creator speaks to us in the language of events. A person can understand this language merely by thinking, “What is our Creator’s message in this?”

There is an example of a town in France, which was flooding. Some people escaped to the roof of the church. The priest, however, stayed and said, “Let God come. Someone came to save him but the priest said, “God will save me.”He refused to get in, maintaining that God will save him. Then a boat came to rescue him. He refused to get in, maintaining that God will save him. Finally a helicopter came, but he sent that away too. When he passed over to the other world, the priest said, “Oh God, I prayed to you so much, but you did not save me.” Upon hearing this, God responded, “My foolish servant, I sent you a man and you didn’t come. I sent you a boat and you didn’t get in. I sent you a helicopter and you didn’t board. What more could I have done?

The language of events looks like this. We must look at every experience and try to find the meaning that was sent on that occasion…

We must look at every experience and try to find the meaning that was sent on that occasion. When we experience an event, we must think, “I wonder if this is a message from God. God communicates with people in this world through acts. Miracles are particular to prophets, but the Creator has countless ways in which to address us. God appears in the world under the name, al-Hakim (The All-Wise), and this name necessitates the existence of acts. If you do not abide these acts, it means that you misunderstand the attributes of God. God does not give without effort. We see that beautiful things are always begotten through tribulation. The laws of psychology have already been laid down, for these are in fact God’s laws. Acting in accordance with them does not hinder a person’s freewill, but it also does not absolve people from responsibility.

Einstein, sadece eğlenceyi merkeze alarak, “vur patlasın çal oynasın” diyerek yaşayan bir insanı gördüğünde “Bu insanda kocaman beyne ne gerek vardı, omurilik yeterdi” demiştir. Bu koca beyin insana verilmişse onun görevi sadece temel ihtiyaçları gidermek değil, soyut düşünce üretmek, felsefe yapmak, hayatı ve varoluşu sorgulamaktır..Yaratıcımız bizlerle olay diliyle konuşuyor. Bu dili de ancak “Yaratıcımızın buradaki mesajı nedir? diye düşünen insan anlayabilir.”

Bir örnek vardır. Fransa’da bir şehri sel basmış. İnsanlar kilisenin çatısına kaçmışlar. Papaz ise “Allah gelsin, beni kurtarsın” diyor. Birisi yardıma geliyor, papaz ona “Allah beni kurtaracak” diyor. Sonra onu kurtarmak için bir kayık gelir. İçine binmeyi reddeder. Papaz ona da “Allah beni kurtaracak” der. Ardından helikopter geliyor ama onu da kabul etmiyor. Papaz öbür dünyaya gittiğinde ise “Ey Allah’ım ben sana o kadar dua ettim, sen beni kurtarmadın” diyor. Bunun üzerine Allah “Ahmak kulum; ben sana adam gönderdim, gelmedin; kayık gönderdim, binmedin; helikopter gönderdim, binmedin. Daha ne yapayım?” diyor.
Olay dili buna benzerdir. Yaşadığımız her şeye dikkatle bakıp onun vesilesiyle gönderilen manayı bulmaya çalışmak…

Bir olay yaşadığımızda “ Acaba bu Allah ın bir mesajı mıdır?” diye düşünmemiz gerekir. Allah bu dünyada insanlarla sebebler vasıtasıyla iletişim kuruyor. Allah dünyada Hakim ismiyle tecelli ediyor ve bu isim sebeblerin varlığını gerektiriyor. Eğer sen sebeplere riayet etmiyorsan Allah in sıfatlarını yanlış biliyorsun demektir.  Allah çalışmadan vermiyor. Güzel şeylerin hep çileyle elde edildiğini görüyoruz. Koyulmuş psikoloji yasalari var; işte bunlar Allah’ın yasaları. Onlara uygun davranabilmek insanın özgür iradesini engellemiyor. İnsanın sorumluluğunu da ortadan kaldırmıyor.

Rumi Therapy – Prof. Dr. Nevzat TARHAN

%d blogcu bunu beğendi: