….By Kahlil Gibran….

-SEMRAFROMMAITE-

You pray in your distress and in your need; would that you might pray also in the fullness of your joy and in your days of abundance.

Sen sadece ihtiyacın olduğunda,hüzünlü zamanlarında değil,mutlu olduğunda da dua ve şükür et,

  By Kahlil Gibran

Thank you ALLAH for the blessings you have given me!

Bana verdiğin tüm nimetler için teşekkür ederim ALLAH’ım  !

6 Yanıt to “….By Kahlil Gibran….”

  1. ATOMLAR ÇAGINDA DUA

    DUA NEDIR: Insanin, evrenin azameti karsisinda kendini küçük ve yalniz hissederek Allah’a yaklasmasi, ruhunu aklamasi, paklamasi, durulamasi ve yüceler yücesine ulasmasidir.

    Insan, beden ve ruhtan yaratilmis çok tuhaf bir varliktir. Allah insanlari, özene bezene ve kendisine has olarak yaratmis ve kerametler vermistir. Bu yönü ile insanoglu melekleri asmis, arsa ve Allahi’na yaklasmistir.

    Diger vasfi ise insanoglu, asagilarin en asagisi olan esfeli safiline düsmüstür. Böylece insan yakici, yikici, kan dökücü, zulmedici, hiç bir yaratigin yapamayacagi kötülükleri yapabilmeye müsaittir. Böylesine insanlara Rabbimiz DUA simidini uzatmistir.

    DUANIN GÜCÜ NEDIR: Dua atom enerjisi kadar kuvvetli ve cazibelidir. Dua insana yasama azmi, çalisma gücü ve dinamizm kazandirir. Tibbin en müessir ilacidir. Dua, imanin en canli tezahürüdür. Ibadetlerin ruhu, Mü’minin silahidir.

    ÇAGIMIZDA DUAYAI HTIYAÇ VAR MiDIR?

    Her çagda ve her zaman insanin duaya ihtiyaci olmustur. Insanin yasamasi için hava, su ve gida ne ise, dua da
    aynidir. Ademoglunun mutlaka duaya ihtiyaci vardir. Bu fakir Çakir, öylesine dinsiz insanlarm bile Allah ile gizlice dualastiklarini görmüstür.

    NE ZAMAN VE NASIL DUA EDELIM?

    Çesitli an ve zamanlarda insanin içinde dua etmek için bir kivilcim olusur. iste o ani kaçirmayalim. Allahimiza gizlice yalvararak, yakararak dua edelim. Içimizden nasil geliyorsa öylece IHLASLA Allah’a dua edelim.

    DUA HER DiLDEN YAPILABILiR: Arapça, Türkçe, Ingilizce …

    FATIHA SURESI DUALARiN ANASiDiR. EN GÜZEL DUADIR.

    Duayi, peygamberlerden, en büyük ilim adamlarina ve dinsizlere varincaya dek herkes yapmistir. Mutlu olan, darda, dertte, zorda kalan, kazanan, kaybeden herkesin duaya ihtiyaci vardir.

    BÜTÜN DINLER VE PEYGAMBERLERDE DUA VARDIR

    Kur’anda 14 sure, 29 ayette tevbe ve dua mevcuttur.

    DUANIN TIP ILMİNDEKI YERI

    Nobel ödülü kazanan Dr. Alex Carrel, duanin gücünü, yer çekim gücüne esdeger bulmaktadir.

    Doktorlar, inançli insanlarin hastaliklari­nin, inançsiz insanlara göre daha çabuk iyilestiklerni bildirmektedirler.

    HINDISTANIN kurucusu Mahatma Gandi:

    “Allah’a dualarim olmasaydi, INGILIZLERIN zulmünden çildirabilirdim” diyor.

    Dail Carnegie, ise çok yorulup bunalima düstügümde, kendimi kisa bir süre Allah’a adar, mutlu olurum diyor.

    DUANIN ADABI: Dua yapilmadan evvel, beden, ruh, gönül temizligi yapilmalidir.

    DUANIN ZAMANI: Duanin zamani ve yeri yoktur. Her zaman ve her yerde dua yapilabilir. ANCAK: Ramazan ayinda, Kadir gecesi, kandil geceleri, if tar, sahur vakitleri, Kabe’de, Arafat’ta Ravza-i mutahhara’da ve cuma vakitleri … yapilan dualar makbulolur. Dualar, az, öz, olmali, parali, satafatli olmamali. Parali dualar makbul degil­dir.

    KIMIN DUALARI MAKBULDÜR: Peygam­berlerin, evliyanin, mazlumun, misafirin, hocanin talebesine yaptigi dua, ana babanin evladi için yaptigi dualar … makbuldür.

    ALLAH, ELÇiLERINE DUA YAPMALA­RiNi EMREDIYOR.- Nitekim Adem A.S. “Ya Rabbi, biz nefislerimize zulmettik; bizi bagisla­maz, merhamet etmezsen, zalimlerden oluruz.”, Yunus A.S. Baligin karnida iken: “SENDEN BASKA MABUDUM YOKTUR. SENI TESBIH EDERiM. BEN HATA YAPMAKLA ZALIMLER­DEN OLDUM… ” diye dua etmislerdir. Her pey­gamber kendilerine has dualarla Allah’a yalvar­mistir. PEYGAMBER EFENDIMIz DE ALLAH’A GÜNDE YÜZ DEFA ISTIGFAR VE DUA ET­MISLERDIR.

    EFENDIMIZIN YAPTIGI BAZI ÖNEMLI DUALAR

    Allah’im, sen afüvvün kerimsin, affetmeyi seversin; ne olur beni de affediver. Allah’im, fay­dasiz ilimden, halis olmayan amelden, kabul olunmayan duadan sana siginirım. Allahim, fa­kirlikten cimrilikten, azliktan, zelil ve hakir
    ol­maktan, zulüm yapmaktan, zulme ugramaktan sana siginirim; beni bunlardan koru!

    Allah’im, her türlü hastaliklardan, kaza ve belalardan, afet ve müsibetlerden sana siginirim. Allahim bana pürüzsüz bir yasayis, hayatimin sonuna kadar rahat, sihhat afiyet, ahirette rüsvay olmayarak huzuruna çikmak ihsan eyle Allah’im!

    Allahim bana dogru yolu göster, ahlakimi güzel kiL. Rizkimi temin et. Haramlardan beni uzaklastir. Kimseye muhtaç etme. Kötü huy, kötü el ve arzulardan, seytanin kötülügünden dün­yama hüzün verecek seylerden sana sigininm.

    Ey bizi terbiye eden Rabbimiz, bize dünyada, ahirette didik, düzenlik, iyilik ve güzellik ver; bizi cehennem azabindan koru!

    Ey, günahlari yargilayan, tevbeleri kabul eden, cezayi siddetle veren ihsani bol olan Allahim, Rabbimiz, ancak sana ibadet eder, ancak senden yardim isteriz. Ulu Allahim, hesap soru!­dugu gün, beni anami, babami, bütün din kardeslerimi yarliga, bagisla!

    Allahim, bizi müslüman olarak yasat ve yine müslüman olarak öldür.

    Rabbimiz, eger unutacak ve yanilacak olursak, bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bizden öncekilere yükledigin gibi bize de agir yük yükleme. Rabbimiz, bize gücümüzün yetmeyecegi seyi tasitma. Bizi affet, bizi bagisla, bize aci; sen mevlamizsin, kafidere karsi bize yardim et!..

    Musa ÇAKIR-1993

  2. ALAADDİN Says:

    Çünkü, âbid, namazında der: 1- Şehâdet ederim ki, Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.
    -1- Yani, “Hâlık ve Rezzâk, Ondan başka yoktur. Zarar ve menfaat, Onun elindedir. O hem Hakîmdir, abes iş yapmaz. Hem Rahîmdir, ihsanı, merhameti çoktur” diye itikad ettiğinden, her şeyde bir hazîne-i rahmet kapısını bulur. Duâ ile çalar. Hem herşeyi kendi Rabbinin emrine musahhar görür. Rabbine ilticâ eder; tevekkül ile istinad edip, her musîbete karşı tahassun eder. İmânı ona bir emniyet-i tâmme verir.

  3. ALAADDİN Says:

    Hâmisen: Mistâr-ı kader üstünde kalem-i kudretiyle yazılan mektubât-ı Rabbâniyeyi mütâlâa makamında, tefekkür ve istihsan vazifesine başladılar.

    Sâdisen: Eşyanın yaratılışında ve masnuâtın san’atındaki latîf incelik ve nâzenin güzellikleri temâşâ ile tenzih makamında, Fâtır-ı Zülcelâl, Sâni-i Zülcemâllerine muhabbet ve iştiyak vazifesine girdiler.

    Demek, kâinata ve âsâra bakıp, gâibâne muâmele-i ubûdiyetle mezkûr makamâtta mezkûr vezâifi edâ ettikten sonra, Sâni-i Hakîmin dahi muâmelesine ve ef’âline bakmak derecesine çıktılar ki, hazırâne bir muâmele sûretinde, evvelâ Hâlık-ı Zülcelâlin Kendi san’atının mu’cizeleriyle Kendini zîşuura tanıttırmasına karşı, hayret içinde bir mârifet ile mukabele ederek, -1- dediler: “Senin tarif edicilerin, bütün masnuâtındaki mu’cizelerindir.”

    Sonra, o Rahmân’ın, kendi rahmetinin güzel meyveleriyle kendini sevdirmesine karşı, muhabbet ve aşk ile mukabele edip, “İyyake Na’budu ve İyyake Nestaiyn” -2- dediler.

    Sonra, o Mün’im-i Hakikînin tatlı nimetleriyle terahhum ve şefkatini göstermesine karşı, şükür ve hamd ile mukabele ettiler. Dediler: “Sübhaneke vebihamdik” -3-

    “Senin hak şükrünü nasıl edâ edebiliriz? Sen öyle şükre lâyık bir meşkûrsun ki, bütün kâinata serilmiş bütün ihsanâtın açık lisân-ı halleri, şükür ve senânızı okuyorlar. Hem, âlem çarşısında dizilmiş ve zeminin yüzüne serpilmiş bütün nimetlerin ilânâtıyla, hamd ve medhinizi bildiriyorlar. Hem, rahmet ve nimetin manzum meyveleri ve mevzun yemişleri, Senin cûd ve keremine şehâdet etmekle, Senin şükrünü enzâr-ı mahlûkat önünde ifâ ederler.”

    Sonra, şu kâinatın yüzlerinde değişen mevcudât aynalarında, Cemâl ve Celâl ve Kemâl ve Kibriyâsının izhârına karşı, “Allahu Ekber” -4- deyip, tâzim içinde bir aczle rükûa gidip, mahviyet içinde bir muhabbet ve hayretle secde edip, mukabele ettiler.

    Sonra o Ganî-i Mutlakın servetinin çokluğunu ve rahmetinin genişliğini göstermesine karşı, fakr ve hâcetlerini izhâr edip, duâ edip, istemekle mukabele edip, “İyyake Nestaiyn” -5- dediler.

    ——————————————————————————–

    1- Sen her türlü noksan sıfatlardan münezzehsin; Seni gereği gibi tanıyamadık. (Duâ)
    2- Ancak Sana kulluk eder, ancak Senden yardım isteriz. (Fâtiha Sûresi: 5.)
    3- Sana hamd ederek, Seni her türlü kusur ve noksandan tenzîh ederiz. (Duâ)
    4- Allah en büyüktür ve en yücedir.
    5- Ancak Senden yardım isteriz. (Fâtiha Sûresi: 5.)

  4. ALAADDİN Says:

    Sonra, o Sâni-i Zülcelâlin kendi san’atının latîfelerini, hârikalarını, antikalarını, sergilerle teşhirgâh-ı enâmda neşrine karşı Mâşaallah deyip takdir ederek, “Ne güzel yapılmış” deyip istihsan ederek, Bârekallah deyip müşâhede etmek, Âmennâ deyip şehâdet etmek, “Geliniz, bakınız-hayran olarak- “Hayya alel felah” -1-” deyip, herkesi şâhid tutmakla mukabele ettiler. Hem, o Sultân-ı Ezel ve Ebed, kâinatın aktârında kendi Rubûbiyetinin saltanatını ilânına ve Vahdâniyetinin izhârına karşı tevhid ve tasdik edip, “Semi’na ve Eta’na” -2- diyerek, itaat ve inkıyad ile mukabele ettiler.

    Sonra, o Rabbü’l-Âlemînin Ulûhiyetinin izhârına karşı, zaaf içinde aczlerini, ihtiyaç içinde fakrlarını ilândan ibâret olan ubûdiyet ile ve ubûdiyetin hulâsası olan namaz ile mukabele ettiler. Daha bunlar gibi, gûnâgûn ubûdiyet vazifeleriyle, şu dâr-ı dünya denilen mescid-i kebîrinde, farîza-i ömürlerini ve vazife-i hayatlarını edâ edip, ahsen-i takvîm sûretini aldılar. Bütün mahlûkat üstünde bir mertebeye çıktılar ki, yümn-i İmân ile, emn-i emânet ile mücehhez emîn bir halîfe-i arz oldular. Ve şu meydan-ı tecrübe ve şu destgâh-ı imtihandan sonra, onların Rabb-i Kerîmi, onları, imânlarına mükâfat olarak saadet-i ebediyeye ve İslâmiyetlerine ücret olarak Dârü’s-Selâma dâvet ederek, öyle bir ikram etti ve eder ki, hiç göz görmemiş ve kulak işitmemiş ve kalb-i beşere hutûr etmemiş derecede parlak bir tarzda rahmetine mazhar etti; ve onlara ebediyet ve bekâ verdi. Çünkü, ebedî ve sermedî olan bir cemâlin seyirci müştâkı ve âyinedar âşıkı, elbette bâkî kalıp, ebede gidecektir. İşte Kur’ân şâkirdlerinin âkıbetleri böyledir. Cenâb-ı Hak, bizleri onlardan eylesin, âmin.

    Ammâ, füccâr ve eşrâr olan diğer gürûh ise, hadd-i bülûğ ile şu âlem sarayına girdikleri vakit, bütün Vahdâniyetin delillerine karşı küfür ile mukabele edip ve bütün nimetlere karşı küfrân ile mukabele ederek ve bütün mevcudâtı kıymetsizlikle kâfirâne bir ittiham ile tahkir ettiler ve bütün esmâ-i İlâhiyenin tecelliyâtına karşı red ve inkâr ile mukabele ettiklerinden, az bir vakitte nihayetsiz cinâyet işlediler; nihayetsiz bir azaba müstehak oldular. Evet, insana, sermâye-i ömür ve cihazât-ı insaniye, mezkûr vezâif için verilmiştir.

    ——————————————————————————–

    1- Kurtuluşa gelin.
    2- İşittik ve itaat ettik.

  5. I love his “Prophet”
    “Some of you say, “Joy is greater thar sorrow,” and others say, “Nay, sorrow is the greater.”
    But I say unto you, they are inseparable.
    Together they come, and when one sits, alone with you at your board, remember that the other is asleep upon your bed. “

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: