Night and daytime…Gece ve gündüz…

indir

 

Bir bilge kisi, çölde öğrencileriyle otururken demiş ki;
– “Gece ile gündüzü nasıl ayırt edersiniz? Tam olarak ne zaman karanlık başlar, ne zaman ortalık aydınlanır?”
Öğrencilerden biri;

– “Uzaktaki sürüye bakarım,” demiş, “Koyunu keçiden ayıramadığım zaman akşam olmuş demektir.”

Başka bir öğrenci söz almış ve “Hocam” demiş, “İncir ağacını, zeytin ağacından ayırdığım zaman, anlarım ki sabah başlamıştır.”

Bilge kişi, uzun süre susmuş. Öğrenciler meraklanmışlar ve “Siz ne düşünüyorsunuz hocam?” diye sormuşlar.

Bilge kişi şöyle demiş;

– “Yürürken karşıma bir kadın çıktığında, güzel mi çirkin mi, siyah mı beyaz mı diye ayırmadan ona “bacım” diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan erkeği, zengin mi yoksul mu diye bakmadan, milletine, ırkına, dinine aldırmadan, “kardeşim” sayabildiğimde anlarım ki; sabah olmuştur, AYDINLIK başlamıştır…”

11 Yanıt to “Night and daytime…Gece ve gündüz…”

  1. SESsİZ Says:

    çok güzel bir hikaye yüreğinize sağlık

  2. sami Says:

    Dünya hayatının trafik işaretleriİnsan şu dünyada bir yolcudur. Yolcuya en çok yardımcı olan işaretler trafik levhalarıdır Trafik levhaları doğruysa ve insan doğru anlayabilirse hedefine kolay gider Müslümanın hayatı bazı kayıtlar altına alınmıştır Meşrû dairede şahane yaşayabilir Peki meşrû dairenin sınırları nasıl belirlenir? Dinî ıstılâhta en çok karşılaştığımız iki kelimeyi hatırlayalım: Takva ve amel-i salih Bana göre bu kelimeler Müslümanların hareket alanlarını belirler, tehlikeli yerlere yaklaşıldığında kırmızı ışık yanar Şimdi kelimeleri anlamaya çalışalım “Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır ”1 Demek ki, takva yasakların sınırlarını belirliyor Menhiyat; şer’an haram edilenler, yasak edilmiş, İlâhî emirle men’edilmiş olanlar, nehyedilenler, yasak olanlardır Günah ise; Allah’ın emirlerine aykırı davranış, uygunsuz fiil, dinî suçlardır Bir başka ifadeyle takva, Allah’ın haram kıldıklarından ve emirlerine karşı gelmekten sakınmaktır İnsan korktuğu şeylere yanaşmaz, uzaklaşır İşlediği günahları tevbe ve istiğfar ile çabuk imha eder Salih amel, Allah’ın emirlerine göre hareket etmek ve hayırlar yapmaktır Takva ve salih amelde öncelik hangisinindir? Her zaman şerleri def etmek, faydalı şeyleri celb etmekten önce gelir Meselâ, oturduğunuz evde yangın çıkmış, ne yaparsınız? Her halde önce yangını söndürürsünüz Manevî yangınları buna kıyas edebilirsiniz Manevî tahribat, sefahet ve câzibeli heveslerin arttığı asrımızda bozgunculukları def etmek ve büyük günahları terk etmek sağlam temel olup büyük bir üstünlük ve öncelik kazanmıştır ki bu takvâdır Bu zamanda tahribat ve menfî cereyanlar dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır Takvâ adeta bir zırhtır Çünkü günahlar her taraftan hücum eden zehirli oklardır Bediüzzaman’da takva-salih amel dengesi şöyledir: “Farzlarını yapan, kebîreleri (büyük günahları) işlemeyen, kurtulur Böyle kebâir-i azime içinde amel-i salihin ihlâsla muvaffakiyeti pek azdır Hem, az bir amel-i salih, bu ağır şerâit içinde çok hükmündedir ” Bu sözlerden asrımızdaki tehlikelerin ne kadar büyük olduğunu anlıyoruz Hem, takva içinde bir nev’î salih amel vardır Çünkü, bir haramın terki vaciptir Haramın terkinden gelen sevaplar küçümsenmeyecek kadar büyüktür Üstadın ifadesiyle, “Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var Takvâ, böyle zamanlarda, binler günahın tehâcümünde bir tek içtinab, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vacip işlenmiş oluyor Bu ehemmiyetli nokta, niyetle, takvâ namıyla ve günahtan kaçınmak kastıyla menfî ibadetten gelen ehemmiyetli âmâl-i salihadır ”2 Haramların terkinde önemli olan şu noktayı bir kere daha hatırlayalım: İki çeşit ibadet vardır: Müsbet ibadet, menfî ibadet Namaz kılmak, oruç tutmak müsbet ibadettir Günahlardan kaçınmak da menfî ibadettir İbadetin ibadet olabilmesi için niyet öncelikli şarttır İki gününüzü yemeden içmeden geçirmek bir gün oruç tutmak yerine geçmez Oruç tutmaya niyet etmeyen kimse ancak gün boyu aç kalmış olur Hatta nefsine zulmetmiş olur Mimsiz medeniyet insanlığın ihtiyaçlarını şiddetlendirip sefahet meyli, ölümü her zaman hatıra getiren pek çok hastalıklar ve dinsizlik cereyanlarının o medeniyetin içlerine yayılmasıyla intibaha gelip uyanmış insanlığın gözü önünde ölümü ebedî bir idam sûretinde gösterip her zaman insanlığı tehdit ediyor, bir çeşit cehennem azâbı veriyor Cehenneme gitmeden cehennemî hayatı yaşatıyor İşte bu dehşetli insanlık musîbetine karşı Kur’ân-ı Hakîm’in bir buçuk milyar mensubunun uyanmasıyla ve içinde semavî, kudsî kanunlarıyla bin dört yüz sene önce gösterdiği gibi, yine bu bir buçuk milyar insanın kendi kudsî esasî kanunlarıyla insanlığın bu dehşetli yaralarını tedavi edecektir Eğer yakında kıyamet kopmazsa, insanlığın hem dünya mutluluğunu, hem ahiret mutluluğunu kazandıracaktır Ölümü, ebedî idamdan çıkarıp Nur âlemine bir terhis tezkeresi gösterecektir Ondan çıkan medeniyetin iyilikleri, kötülüklerine tam galebe edecektir Şimdiye kadar olduğu gibi dinin bir kısmını, medeniyetin bir kısmını kazanmak için rüşvet vermek değil, belki medeniyeti ona, o semavî kanunlara bir hizmetkâr, bir yardımcı edeceğini, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyânın işâret ve rumuzlarından anlaşıldığı gibi, Allah’ın rahmetinden şimdiki uyanmış beşer bekliyor, yalvarıyor, arıyor Biz burada olaya Müslümanlar açısından bakmak istiyoruz Müslümanların önünde helâl-haram ölçüsü vardır Bediüzzaman’ın ifadesiyle “Helâl dairesi geniştir, keyfe kâfî gelir Harama girmeye hiç lüzum yoktur ” Tiryakilik, görenek ve alışkanlıklar haramı helâl etmez Bediüzzaman en son dersinde bir tehlikeye daha dikkat çekmektedir: Dünya-ahiret dengesi Dünya-ahiret dengesinde ölçü şu hadis-i şeriftir: “Hiç ölmeyecek gibi dünya için, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışınız!” Şu dünyadan kimler geldi, kimler geçti Geçenler kabirde günahlarının ezici baskısı altında veya sevaplarının güzellikleriyle baş başa kıyametin kopmasını beklemektedirler Bizler ise her an onlara katılabiliriz Dünya fanidir Bize verilen ömür dakikalarla sınırlıdır Ama burada çok önemli vazifelerimiz vardır Dünya ahiretin tarlası olduğuna göre ebedî hayatı burada kazanacağız Dünyanın sahibi biz değiliz Bu dünya bir misafirhane, biz ise çok az bir süre kalacak bir misafiriz Said Nursî dünyayı şu sözleriyle ne güzel özetlemiştir: “Dünya madem fânidir Hem madem ömür kısadır Hem madem gayet lüzumlu vazifeler çoktur Hem madem hayat-ı ebediye burada kazanılacaktır Hem madem dünya sahipsiz değil Hem madem şu misafirhane-i dünyanın gayet Hakîm ve Kerîm bir müdebbiri var Hem madem ne iyilik ve ne fenalık cezasız kalmayacaktır Hem madem ‘Allah kimseye gücünden fazlasını yüklemez’3 sırrınca teklif-i mâlâyutak yoktur Hem madem zararsız yol, zararlı yola müreccahtır Hem madem dünyevî dostlar ve rütbeler kabir kapısına kadardır “Elbette, en bahtiyar odur ki, dünya için âhireti unutmasın, âhiretini dünyaya feda etmesin, hayat-ı ebediyesini hayat-ı dünyevîye için bozmasın, mâlâyâni şeylerle ömrünü telef etmesin, kendini misafir telâkki edip misafirhane sahibinin emirlerine göre hareket etsin, selâmetle kabir kapısını açıp saadet-i ebediyeye girsin ”4 Hayatta Müslümanlara rehber olacak ölçüler Resûl-i Ekrem’in (asm) sünnet-i seniyyesinde mevcuttur O neyi yapmışsa en güzelini yapmıştır Neyi terk etmişse kötü bir şeyi terk etmiştir Resûl-i Ekrem’i (asm) rehber edinenler yanlış yola gitmezler Çünkü, o ne güzel rehberdir Özetle söylemek gerekirse, “Hayatın lezzetini ve zevkini isterseniz, hayatınızı imân ile hayatlandırınız ve ferâizle (farzlarla) zînetlendiriniz ve günahlardan çekinmekle muhâfaza ediniz ”5

  3. sami Says:

    Nefse Hâkimiyette Gıda Unsuru Tasavvufun temel esaslarından birisi “az yemek” anlamındaki “kıllet-i taam”dırÇok yemek, maddî bedenimize zarar verdiği gibi, manevî hayatımıza da zarar verir İnsan tıka basa yediğinde,* Kalpten Allah korkusu gider * İnsanları tok zannettiğinden, onlara acıma duygusu kalmaz; çünkü tok, açın hâlinden anlamaz * İbadetler ona zor gelir * Hikmetli sözler duysa fazla etkilenmez, en hikmetli konuşmaları bile esneyerek dinler * İnsanlara öğüt verdiğinde tesir gücü azalır * Hastalıklara daha kolay yakalanır * Nefis azgınlaşır, kalbin ve aklın sözlerini dinlemez * şehvanî istekler kuvvetlenir * Uyku galebe eder Amel ve taatte değerlendirebile-ceği nice saat, ölümü ve yokluğu andıran uykuyla geçer Hz Peygamber (a s m ), Pazartesi ve Perşembe gün-leri oruç tutardı Ayrıca, her kamerî ayın 13-14-15 gün-lerinde oruçlu olurdu Recep ve şaban ayları gel-diğinde daha ziyade oruçlu olmaya gayret ederdi Zaten oruçlu olmadığı zamanlarda da fazla yemezdi Evinde aylarca duman tütmediği olurdu Hz Peygamber, midenin üçe ayrılmasını tavsiye eder: Üçte biri yemeğe, üçte biri suya, üçte biri havaya “Acıkmadan yememek ve doymadan kalkmak,” nefse hâkimiyette ihmal edilmemesi gereken önemli bir düsturdur Ramazan ayını görkemli iftar sofralarıyla âdeta “yeme ayı”na çeviren günümüz Müslüman’ı, ruh ve bedenin senelik bakım ayından istifadesini azaltmaktadır Günümüzde lezzetli yemeklerle nefisler şımartılmış, söz dinlemez hâle getirilmiştir Hemen bütün mistik akımlarda ortak bir değer olan “kıllet-i taam”a, günümüz insanı son derece muhtaçtır Evliya menkıbelerinde, bir zeytinle 40 gün idare eden zatların hikâyelerini okuruz Sabah kahvaltısında, pey-nir-reçel gibi gıdaların yanında 40 zeytin yiyen birisi, belki de bu menkıbeleri şüpheyle karşılar Fakat şurası unutulmamalıdır ki insan, ruh ve kalbin hayat merte-besine girince bir nevi melekleşir, maddî gıdalara olan ihtiyacı minimum seviyeye iner Ayrıca şu da göz ardı edilmemelidir:Atomdaki enerji açığa çıktığında, idrak ve hayallerimizin çok ötesinde bir enerjiyle karşılaşırız Kimbilir, böyle zatlar için de benzeri bir durum söz konusu olabilir

  4. sami Says:

    BEN SÖZÜMÜ NEREDE UNUTTUM?Eşimiz, dostumuz hatta bizzat tanımadığımız ama bir vesile ile dinleme imkanı bulduğumuz herkes hep bir şikayet içinde “Bu zamanda kimseye güvenilmiyor, yalanın biri bin para, sözünün eri kalmadı… vs” serzenişlerine şahit olmamak hayli zor Evet, çok şeyden hoşnut değiliz ve bu gidişattaki bozukluğa karşı direnmekte çoğunlukla zorluk çekiyoruz Çünkü kendimizi bir yana çekip; kabahatin büyüğünü modernizme/zamana ve onunla gelen bireyselciliğe yüklüyor, birilerinin bizi “olmamız gereken”den koparıp dünyanın kirli tarafına zorla sürüklemeye çalıştığına inanıyoruz Bu inanmış olmayı mazur göstermek için de bahanemiz hazır: kandırılıp, aldatıldık Kültürel, dini ve ahlaki mizacımız üzerinde iyiyi atıp kötüye meylettirici bir takım oynamaların yapıldığı su götürmez bir gerçek Lakin bunun, istemesek dahi zorlama yollarla yapıldığına kendimizi inandırmış olmak bizi yine de “sütten çıkmış ak kaşık” yapmıyor Daha açık bir ifade ile hatamızın nerede başlayıp bittiğini şöyle söyleyebiliriz: Geçmişin erdem, dürüstlük, iyilik, ahlak vs içeren hikaye ve kıssalarını anlatmaktan ve dinlemekten son derece haz alıyoruz ama sadece o alınan hazda kalıyoruz Hayatın içinde olaylarla karşılaştığımızda ise “geçmişte böyleydi” deyip, tüm o güzelliklerin hatırasını bir kalemde silip atıyoruz Bu doğrultuda gerekliliğini bildiğimiz halde unuttuğumuz, çabuk tükettiğimiz ve belki de hiç tercih etmediğimiz bir emanetimiz var Sahip çıkmamız gereken onca değer arasında hem karakterimizin, hem de inancımızın seviyesini süzgeçten geçiren ve “vaad” olarak bilinen bir terazi… O terazi ki, kendimizden uzak ettiğimizde hem çevremizle kurduğumuz ilişkileri etkiliyor, hem de Ruz-i mahşerde “münafık” olarak isimlendirilmeye sebep alametlerden oluyor VERİLEN SÖZ SORUMLULUK GEREKTİRİYOR“…Verdiğiniz sözü de yerine getirin Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir ” (İsra, 34) ayet-i kerimesinin aksine; evde, okulda, işyerinde kısaca insanın ve sosyal iletişimin olduğu her yerde şayet verilen söze, bulunulan vaade sadakat yoksa; orada güven duygusunun yerini güvensizliğin, bencilliğin, sorumsuzluğun, vurdumduymazlığın alması içten bile değil Aldığı borcu tayin edilen zamanda ödeyeceğine söz verenin umarsızlığı, nikah evveli verilen sözlerden keyfi olarak cayılması, yardımına koşulacağına garanti verilenin mazeretsiz yüz üstü bırakılması, belirlenen buluşma vaktine duyarsızlık gibi nice örnekleri sıralasak da “yapacağım, edeceğim” kelimelerinin ardına saklanılan her vaade sadık olmamak, bireyden topluma uzanan tüm olumsuzlukları peşi sıra sürüklüyor Haliyle bu durum başkalarını zarara uğratmanın yanı sıra güvenilmez olmaya, sevilmemeye, sürekli kuşku duyulan biri olmaya zemin hazırlıyor SEN MÜNAFIKLIK ALAMETİ TAŞIYORSUN! YA BEN?İnsan kendi gözünü vasıtasız görmeye kabiliyetli yaratılmamıştır, dolayısıyla gözü hep başkalarını görür Başkalarının yerine getirmediği vaadi-sözü görür, dilimize dolarız da “ben sözümü nerede unuttum?” sorusunu kendimize yöneltmek zahmetinde bulunmayız, ırağımıza atarız olabildiğince İşte bu hal, kendimizi temize çıkarıp gayrımızı suçlama teşebbüsüne kaynaklık eden en bariz sorunumuzdur Bu sorunu dünya üzerinde görmezden gelip, çevremizce “itimat edilmez” olmayı ömrümüz vefa ettiğince sineye çekmeyi başarsak da mekan değiştirme vakti geldiğinde “münafıklık alameti” taşıyor olmanın sorumluluğunu üzerimizden atma yetkisine sahip değiliz SÖZ BİR ALLAH BİRRasulullah (s a v) birisine vaadde bulunurken dikkat edilmesi gereken adabı evvela niyete bağlarken, hadis-i şerifin zarafetine sahip çıkan atalarımız da vaadinde durmayı Allah Teala’ya iman ile eşit görüp “Söz bir Allah bir” derler İslam ile hemhal olmuş milli kültürümüzde; sözünde durmanın önemine dair pek çok darb-ı meseli misal vermek mümkünse de, bu söz olgun bir insan ve mümin olmada başlı başına yol gösterici mahiyettedir Zira dört kelime üzerine bina edilen cümleden maksat şudur: “Allah Teala’nın varlığına ve birliğine nasıl iman ediyorsam, verdiğim sözden gafil olmadığıma ve ona sahip çıkacağıma öylece inanın ” Bu itibarla birlikte yaşadığımız, muhatap olduğumuz kişilere vaadde bulunduğumuzda nasıl ki onları sözümüzü yerine getirme hususunda bizden yana bir gayret beklentisine sevk ediyorsak, Allah Teala’nın “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” soru ve teklifine “Evet, sen bizim Rabbimizsin” şehadetinde bulunmamız da bundan çok farklı değildir Ve bu ahde vefaya en layık olan da o zat-ı mutlaktır Değil mi ki, Kelamullah’da müminlerin vasıfları sayılırken “emanetlerine ve ahidlerine riayet ederler” (Mü’minun, 8) ayet-i kerimesiyle Allahu Teala’ya ve hemcinslerimize karşı mesuliyetimiz anlatılır Tüm sürçmelerimize rağmen; şayet akdedilen bu kalü-belâ sözleşmesinin şuurunda olur ve bu misakı unutmayan erleri rehber edinirsek umulur ki saadete erişenlerden oluruz MÜNAFIKLIK ALAMETİ ÜÇTÜR…Hazreti Rasulullah’ın (s a v) “Münafıklık alameti üçtür; konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiğinde sözünde durmaz, kendisine bir şey emanet edildiğinde emanete hıyanet eder” hadis-i şerifini duyduktan sonra, başkalarının halinden önce kendi nefsleri adına “Hangimiz bu sıfatlardan kurtulmayı başarabiliriz?” endişesine kapılan Hz Ebu Bekir ve Hz Ömer’i (radıyallahu anhüm) biraz olsun teskin eden yine Hz Rasulullah’ın izahıydı Hz Ebubekir ve Hz Ömer’e (radıyallahu anhüm), “Neden üzerinize bir ağırlık çöktüğünü görüyorum?”diye soran Hz Ali’nin, Rasulullah’ın (s a v) yanına gidip bu iki güzide sahabinin durumunu anlatması üzerine Rasulullah; kastettiği mananın onların anladığı gibi olmadığını belirterek şöyle buyurdu: “Asıl münafık şudur; konuştuğu zaman içinden yalan söylemeyi geçirir Söz verdiği zaman içinden sözünde durmamayı düşünür Emanet edildiği zaman içinden emanete hıyanet etmeyi geçirir ”

  5. sami Says:

    Anlat Dost Kimler Aldandı?Hele bir anlatıver Güzel Dost! Kimler aldandı? -Cehennemi hesaba katmayan dindar aldandı!Çünkü Kur’an şöyle anlattı: ‘ALLAH tarafından hiç hesaba katmadıkları karşılarına çıkıverdi…’ Zümer Suresi, 47.Söyle bana Can Dostum kimler aldandı?? -Cennetteki yerini hazır bilen herkes aldandı!Zira Kur’an ‘..O öyle sizin kuruntu ve hayallerinizle olacak iş değil.’ buyurmuştu. Nisa Suresi, 123Bir daha söyleyiver başka kimler aldandı??? -Ölüm yokmuş gibi yaşayan dünya-perest aldandı!Zira Kur’an turrayı şöyle bastı: ‘Her nerede olursanız olunuz ölüm size yetişir! Velev (hatta) eflake ser çekmiş surlarda bulunun!’ Nisa Suresi, 78.Güzel Dost! Anlat bana daha kimler aldandı? -Ameline güvenen abid (çok ibadet eden) aldandı!Çünkü Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam şöyle ferman buyurdu:Zinhar aldanmayın! Hiç kimse ameli ile kurtulamaz!Soruldu: Sen de mi Ya RasulALLAH?Cevap verdi: Evet ben de.Başka kim kandı, kimler aldandı?? – Salih amel işliyorum sanan riyakar (iki yüzlü) aldandı!Çünkü Kutsi Hadiste ALLAH Teala şöyle buyurdu: ..Kim bir amel işler de o amele benimle birlikte bir başkasını ortak ederse onu ve şirkini başbaşa bırakırım.Anlatıver Hakîm! Sonra kim aldandı??? -Aleme telkin (nasihat) verip kendini unutan vâiz aldandı!‘İnsanlara iyilik emreder de kendinizi unutur musunuz? Halbuki kitap okuyorsunuz, artık akıl etmez misiniz?’ Bakara Suresi, 44.Avaz et Hatip avaz, ta ki herkes duysun! Hele hele kimler aldandı?- Nasıl desem bilmem ki Namazsız aldandı!Hele bir baksan ya Kur’an nasıl anlattı: ‘Ashabı yemin (cennetlik olanlar) Cennetten seslenip mücrimlere (suçlu) soruyorlar, sizin bu sekar cehennemine girmenize ne sebep oldu? diye.Onlar da diyorlar: Biz namaz kılanlardan değildik…’ Müddessir Suresi, 39-43.Kim öz-canını yaktı, kimler aldandı??- ‘Ben bundan sonra kurtulmam.’ diyen me’yus (ümitsiz) aldandı!‘De ki: Günah işlemek suretiyle öz-nefisleri aleyhine israf etmiş kullarım! ALLAHın rahmetinden ümidi kesmeyin, çünkü ALLAH bütün günahları mağfiret buyurur. Şüphesiz o öyle gafur, öyle rahim. Onun için ümidi kesmeyin de başınıza azab gelmeden evvel tevbe ile Rabbinize dehalet edin ve ona halis müslümanlık yapın, sonra kurtulamazsınız!’ Zümer Suresi, 53-54Haber et Hatip haber! Başka kim aldandı???- ‘Ben gıybet etmiyorum ki, olanı söylüyorum.’ diyen aldandı!Zira Efendimiz bir gün soruverdi: Bilir misiniz gıybet nedir? diye.Ashab, ALLAH ve Rasulu daha iyi bilir, dediler.Efendimiz, kardeşini beğenmiyeceği şekilde anmandır, buyurdular.Soruldu: Ya söylediğimiz şey onda varsa?Cevap verdi Efendimiz: Eğer varsa onu gıybet ettin demektir. Şayet söylediğin onda yoksa, bu zaman da ona iftira ettin demektir.Daha kim yandı, kimler aldandı?Huh?- ‘İşlediysek biz işledik; azabını çeker diyetini öderiz.’ diyen bedbaht (bahtsız) aldandı!‘Yemin olsun! Rabbinizin azabından onlara velev bir nefha, bir kıvılcım dokunuverse VAY BİZLERE derler!’ İsra Suresi, 21.Vah Nâsih vah! Demek bunca insan aldandı!- Güzel dost! Bir bilsen daha kimler aldandı!

  6. BİLAL Says:

    ÇOK GUZEL BİR PAYLAŞIM ALLAH RAZI OLSUN SELAM VE DUA İLE…

  7. Unknown Says:

    "Ey insanlar!İşte bereket ayı olan Ramazan geldi. Artık Allah\’ın rahmeti sizi kuşatır. O ay, yeryüzüne bol bol rahmet iner. Günahlar affedilir. Dualar kabul olunur. Allah sizin iyilik ve ibadette yarışmanıza bakar da, Öyle ise kulluğunuzla kendinizi Allah\’a sevdirin. Asıl bedbaht olan da, bu ayda Allah\’ın rahmetinden nasibini alamayandır. Peygamber Muhammed(s.a.v.) Ramazan Mübarek Herkeze!

  8. Antonio Miguel Says:

    A ARTE DE SER FELIZ Acorde todas as manhã com um sorriso. Esta é mais uma oportunidade que você tem para ser feliz. Seja seu próprio motor de ignição. O dia de hoje jamais voltará. Não o desperdice, pois você nasceu para ser feliz! Enumere as boas coisas que você tem na vida. Ao tomar consciência do seu valor, você será capaz de ir em frente com muita força, coragem e confiança! Trace objetivos para cada dia. Você conquistará seu arco-íris, um dia de cada vez. Seja paciente.Não se queixe do seu trabalho, do tédio, da rotina, pois é o seu trabalho que o mantém em alerta, em constante desenvolvimento pessoal e profissional, além disso o ajuda a manter a dignidade.Acredite, seu valor está em você mesmo. Não se deixe vencer, não seja igual, seja diferente. Se nos deixarmos vencer, não haverá surpresas, nem alegrias … Conscientize – se que a verdadeira felicidade está dentro de você. A felicidade não é ter ou alcançar, mas sim dar. Estenda sua mão. Compartilhe. Sorria. Abrace. A felicidade é um perfume que você não pode passar nos outros sem que o cheiro fique um pouco em suas mãos.O importante de você ter uma atitude positiva diante da vida, ter o desejo de mostrar o que tem de melhor, é que isso produz maravilhosos efeitos colaterais. Não só cria um espaço feliz para o que estão ao seu redor, como também encoraja outras pessoas a serem mais positivas.O tempo para ser feliz é AGORA.O lugar para ser feliz é aqui! TENHA UM LINDO E MARAVILHOSO DIA FIQUE COM DEUS. De Antonio espero sua visitaMeus Blogshttp://oblogdasnoticias.blogspot.com/http://curiosidadesdoplantaterra.blogs.sapo.pt/ http://clokamigoss.blogspot.com/ “Vim aqui prestigiar seus blog”Abraços a todos meus amigos e espero sua visita no meus blog Antonio e Idaci a cada dia uma nova mensagem de coração.

  9. DENİZ Says:

    Vay be son zamanlarda böyle öykü okumamıştım.Gerçekten çok güzel ve güncel ;güncelliğini de yitirmeyecek türden.Allah razı olsun emeğinize yüreğinize sağlık.Siz var oldukça ben bu spaceden ayrılamam.Allaha emenet ol.

  10. ALİ Says:

    Sevgili İnsanlık, İnsanlar zaten seni, Sevgilinin (sas) gözyaşlarında gördüler önce. Ve biz gözyaşlarıyla beslendiğini, gözyaşlarıyla büyüdüğünü biliyoruz yüreklerde. Ve biz; bir tarafının, bir gözü yaşlıyla sürgünde olduğunu da biliyoruz, şimdilerde. Sevgili İnsanlık, Şimdilerde sana o kadar muhtacız ki… Hangi mağaranın içinde, hangi kuyunun dibinde, hangi denizin ortasındadır diğer yarın, bilemiyoruz? Hani çocukluğumuzda; elma dersek çıkar, armut dersek çıkmazdın orta yere. Sevgili İnsanlık, Bugünlerde sana muhtacız. Sana en fazla muhtacız bugünlerde. Ne olur ortaya çık da göster bizlere gül cemâlini.Ne olur bir gözü yaşlıyla in artık şehirlerimize. Ne olur karakışa dönmüş yüreklere bir sıcaklık getir. Masum bir çocuk edasıyla çağırıyoruz şimdi seni. Sevgili insanlık, Elma diyoruz, ne olur ortaya çık!

  11. ♣ Ąηηα Says:

    Bom dia alegria!!!!°¸.¤ª“˜¨¨¯¯¨˜“ª¤.¸°¸.¤ª“˜¨¨¯¯¨˜“ª¤.¸°…Saudade é amar um passado que ainda não passou,É recusar um presente que nos machuca, É não ver o futuro que nos convida…Pablo Neruda°¸.¤ª“˜¨¨¯¯¨˜“ª¤.¸°¸.¤ª“˜¨¨¯¯¨˜“ª¤.¸°Beijos sem fim…♣ Ąηηα ♣Para ti:http://i256.photobucket.com/albums/hh180/annaspace_2008/PSS.jpg

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: