Rabbim…!Ben Geldim….!

love_allah

Yürek kavislerimden akıp giden vuslatın can suyu! …

d0nqkpse
Bir çığlığa sarılır gibi,tutundum eteğinden,bir kuyuya atar gibi kendimi attım en derin dehlizlere,şimdi salacağım kısrağı dağ uçlarına,Musa’nın asasını alıp açıyorum dağların yolunu,Fizan’a çıksa bile yollar,yol-ların çoğul ekinden atıyorum kendimi,çöl örtüyor ayak uçlarımı …

Hadra yağmurlarında bir diken gibi baş tutacağım, omuzlarından aşağıya batan kıymık gibi şimdi özlemin. Bu vadinin yorganı kısa geliyor,baş açık yatılmıyor iki dağın arasına,neyleyim…

İrileşip,küçülen gözlerimi saklayacak çınar altları da yok buralarda biraz daha içinden geçmeliyim tünellerin, karları erir yüreğimin belki o ıslanmadan ısınır… belki ben…

Cümle kapısında kalıyor bütün cevapsız sorular,kuru bir dal gibi atıyorum kozasına eylül’ün.Bilseydim böylesi gelecek,ve içime dert olacak,kapının eşiğine dökerdim tüm erimiş ruhumu,sonra eşiğinde kalıp olurdu sevdam,basıp basıp geçesin diye…

Sözlerin mevsimi hüznün dallarına tutunmuş bir rüzgar gibi…çeşm ile topluyorum yaprakları,katmerli güllerin boynu bükük,bahçede lâl olmuş bülbül,göçlerin kanatları intizam ile dizilmiş,göğümdeki bulanıklık değil… Yağmurun tozu toprağı yıkayıp arıttığı gibi,açıyorum kalbimi ve yıkıyorum..

İnşirah.Ardında zırhımı kuşanıyorum,’’Seni bilecek işaretler gönder ey Burhan,ifade ve beyan berraklığı ver dilimize,Eman ver bize ey Eman sahibi’’diyerek…

Uzakta ki sırrın sesinden geçiyor,bir ok gibi sığınıyorum,bürünene,yanıyor içim,İbrahim’in gülşenlere düşüşü gibi…

17 Yanıt to “Rabbim…!Ben Geldim….!”

  1. ecidal Says:

    Seslenişin sinesinde yaşarım sevdamı!! Dogmak için gecenin sonlanmasını bekleyen gün gibi benligimde sevdaHer yeni gün "kurtuluşa erebılmenın"sırrıyla dogarBir ses işitilir..Ehad\’dan Ekber\’e uzanan zamanı ililklerime kadar hissettirirAzmiaşkısebatı barındıran benlıklerı bagrında tasıyan zamanYol aldıgım zamana bakıyorum bir de..Gün her haliyle ihsandır "Sen"den yüregimeAynı duayı dıllendırırım"Allah\’ım sen affedicisinaffı seversinbeni affeyle"Cihan rahmete bürünürgeceyi kesen ezanlaRuhum engın sefkatıne kanarTefekküre dalar her zerrem…Zamanımekanı terk eder benligimVakit "Bir"e gıtmenınVakit "Bir"le buluşmanın vakti..Can fazla gelir.. parcalanır hücrelerim sevdanın bagrındaGözyaslarımla ısanır cumlelerimTıtreyen yurekte aynı nida"Lisanımı sükut eyle..""Sukutun lısanına erenlerden eyle"Sabrın sınesınde büyür Sevdan..Beklerim..Sevdana tutturup yuregımı… Duraksamadan beklerim..Günün getirdigi tüm acıları nehir yatagına dokerek beklerimZorluklara rahatlıgımdakı kadar sükür ederek beklerim…Sabır şükrün özüdür Seslenısının sinesinde yasarım sevdanı"Allah sabredenlerle beraberdir"(Bakara-153)ALLAH A EMANET OL SELAM VE DUA ILE

  2. sami Says:

    zamana bıraktığın her şeyde kendinle barışık ol;SENI sen yapan değerlerle savaş azimli ol;SEVIYORUM demekte geç kalma kendin ol ELMA SEKERI olYine gözlerim, kanatlandı yükseklere doğru. Seni aradılar uçarak, bulamadılar. Kanatları kırıldı gözlerimin seni göremeyince, yabancı bir diyara düşüp kaldılar. Sonra ‘umut’ diye bir gezgine rastladılar. Kanadı kırık gözlerime sahip çıktı o umut. Ellerinin içine aldı gözlerimi ve gelip göz çukurlarına içine yeniden koydu onları. Yerindedirler artık, ama eskiyi özlemekteydiler. Çünkü umut onları bana ulaştırmış ancak tamir edemişti. Yazık ki gözlerim artık bir çift gözü görebilmekteydi yalnızca bir kişiyi…Uçamıyor gözlerim. Gözlerimin görebileceği o bir çift göz başka yönlerde, gözlerim niyetine ellerim uçuyor ve kanatlarını açmış olan ellerim dua ediyor, kanatsız gözlerim pervasız gözlerinle buluşsun diye. Dört bir yanımı arıyorum, yoksun EY SEVGİLİ! Beşinci yöne nerden gidiliyor söyle ve bekle geliyorum. Ne de olsa sana varmam kolay değil mi? Biliyorsun gözlerimin görebildiği tek görüntüsün sen. Öyle ise takılıp düşmeden o görüntüye ulaşabilir ayaklarım. Bekle gözlerimin nikahlısı! Bekle, sana geliyorum. Ama sakın çevirme yüzünü. Görmüyor musun yüzün yokken kör oluyorum. Dipsiz kuyulara dalıyor ayaklarım. Yüzün bana dönük olsun n’olur! Söz, bir saniye görecek gözlerim gözlerini sonra dönüp kör olacaklar yine bekliyor musun? Kararın ne?Şu anda yüreğim, geleceğimin nostaljisini yaşıyor. Kurmuş olduğum hayaller öyle uzak ki ve öylesine çok yaşadım ki onları tek başıma, adını yitirdiler bir bir. ‘Hayaller’, ‘Hatıralar’ olarak yer değiştirdi zihnimde. Hayallerim eskidi hatıram oldu. Ben artık daha önce hiç kurmadığım hayaller kuruyorum. Öncekilerde seni geleceğe koymak vardı, şimdi ise ‘sensiz geleceği nereye koyabilirim?’ diye yüreğimden beynime mekik dokuyan sorular var. Gelecek sen misin ve sen gelecek misin? Hayır gelmeyeceksin…Yüreğimin elinden tuttu, bir bilge adı sabır. Ayrılığımızın ilk günü merhaba dedi ve bir kez bile elveda demedi bana. Sabır, gerçekten bir bilgindi, aklıma hakim olabildim o varken sabır varken ölmedim, ama sabır bana ölümle mücadele etmeyi öğretti. Onu tanıyalı sensizlikle mücadele veriyor benliğim. Yenilmiyorum. Sabır ellerimi bırakmıyor. Ben sabrediyorum. Bana kol kanat geriyor, düşmüyorum.’Umut’ tan sonra ikinci dostum olan sabır’a öyle teşekkür borçluyum ki bana ‘pes’ demeyi unutturup ‘söz’ demeyi öğretti…Yüreğim ardı ardına doğumlar yaptı. ‘Mutluluk’ ilk kızı ‘Hayal’ ikinci kızı. Olan oldu sonunda ilk evlat ikicisinin oyununa geldi mutluluk hayal oldu. Yüreğimin üçüncü evladı erkek. ‘Veda’ veda’nın birde ikizi vardı ‘Hüzün’. Hüzün ve veda her yerde birlikteydi. Bu veda yüreğime hüzün yükledi, bir ben anladım, kimse bilmedi. Beşinci ve son kızı, en küçük kızı ‘Özlem’. Veda’nın doğduğu gün mutluluk ölmüştü, hüznün büyüdüğü gün ise özlem doğdu. Hepsini kaybetti yüreğim bir tek özlem kaldı bir tek. ‘Özlem’ yaşlandı ama hayatı sonlanmadı. Özlem babasını hiç tanımadı. Çünkü aşk yüreğimi dul 5 yavrusunu ise yetim bırakmıştı. Aşkın ve yüreğimin son evladının adı bu yüzden özlem olmuştu zaten. Ey aşk! Söyle ne istedin bu yürekten? Bir yüreğe beş evlat verdin, ama görmedin o beş evladın bir yüreği gün be gün öldürüşünü. Ben ufacık yüreğime koskoca varlığını sığdırdım senin. O kadar sıkıştırdım ki seni oraya, nefes almam zorlaşsada yüreğimin kapı eşiğine bırakmadım seni. Ey aşk! Senin bana yaptığına bak…Şimdi bir ses duydum. Yüreğimin kapısına vurdu biri. Yüreğimde kime yer verdiysem canımı incitti ya, o yüzden açmak istemiyorum kapıyı, kapıyı açmamda ısrar ediyor kapıdaki. Neyse, kim olursa olsun içeriye kabul edeceğimi söylüyorum içimden. Aşk’ın ısıtıp aşk’ın kızı özlemin’in soğuttuğu ellerim, kapının kolunu çeviriyor. Kapıdaki çok erken bir misafir oluyor hayatımda, yüreğimin son misafirine yüreğimin ve dilimin son sözünü söylüyorum:ÖLÜM, HOŞGELDİN…

  3. sami Says:

    Anne Olarak Kadının DeğeriCenab-ı Hak buyuruyor: "…. Anaya iyi davranın ……." (Nisa Suresi / 36)"… Anaya iyilik edin" (Enam Suresi /151) "Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine "of!" bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: "Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!" diyerek dua et."(Isra Suresi, 23-24)"Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl içinde olur. Önce bana, sonra da ana-babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur…." (Lokman Suresi, 14) "Biz insana, ana-babasına iyiliketmesini tavsiye ettik. Annesi onu zahmetle taşıdı ve zahmetle doğurdu. Taşınması ile sütten kesilmesi, otuz ay sürer. Nihayet insan, güçlü çağına erip kırk yaşına varınca der ki: Rabbim! Bana ve ana-babama verdiğin nimete şükretmemi ve razı olacağın yararlı iş yapmamı temin et …" (Ahkaf Suresi, 15 Bir gün Resulullah\’a bir kimse gelir ve sorar: – Benim kendisine hizmet ve ülfet etmeme, insanlar içinde en layık ve en haklı olan kimdir? Resulullah efendimiz: – Anandır. – Sonra kimdir? – Sonra anandır. – Sonra kimdir? – Sonra anandır, buyurdular. O zat gene :- sonra kimdir, deyince Peygamber Efendimiz buyururlar: – Sonra babandır. Bu hadiste, anaya ihsanın üç kere tekrar olunması, ananın evlat üzerinde, babanın üç misli iyilik ve ihsan hakkı oılduğunu ifade eder. Bunlar, hamilelik yorguluğu, doğurma eziyeti ve emzirmeye karşı sayılabilinir. Anne\’ye günah olan bir şeyi emretmedikçe itaat etmek vacipdir. Hatta onun iznini almadan gönüllü olarak cihada katılmak bile caiz değildir. Hatta Resulullah bu durumda olanları geri çevirmiş izin almalarını istemiştir. Oğul nafile namaz kılarken, annesi kendisine seslense, ona eziyet vermemek için namazı bozması gerekir. Hatta bazı Şafii alimleri, farz olsun nafile olsun mutlaka namazı bozmak gerektiğini genel bir kaide olarak kabul etmişlerdir. Resulullah efendimiz, Beni İsrail zamanında yaşayan Cüreyc isimli bir rahibin kıssasını anlatarak bu konuda ümmetine ders vermiştir. Cureyc namazda iken, annesi ona seslenmişti. Cureyc bir müddet namazı bozup, bozmamak hususunda tereddütten sonra namazını kılmaya devam etmişti. Annesi bir kaç kere seslenmesine karşın cevap alamayışından eza duymuş, oğluna beddua etmişti. Daha sonra Cüreyc bu bedduaya aynı aynına uğradı. Ebu Hureyre\’nin annesine bağlılığı ve ondan hiç ayrılmaması sebebi ile, annesi vefat edinceye kadar hac etmediği bir ibret vesikasıdır. İslam\’a göre, ana kafir olsa bile, mümin olan evladının iman ve itikadına ilişmedikçe, ona ihasan ve güzellikle muamele etmesi evladı üzerine vaciptir. Nitekim, Hz.Ebubekir r.a. kızı Hz.Esma\’ya müşrike olan annesi Kuteyle ziyarete gelmişti. Ona ikram edip etmeme husususnda tereddüte düşen Hz.Esma r.a. durumu Resulullah\’tan sormuş. O\’da "Evet, anana sıla ve iltifat et" diye buyurmuşlardı. Anne hukukunun yüksekliği hususunda en meşhur hadis-i şerif şudur. "CENNET ANNELERIN AYAĞI ALTINDADIR" İşte bütün bu ayet ve hadislerden anlaşılacağı üzere, İslamiyet anne olmak haysiyetiyle kadına en büyük, en muhterem bir mevkii vermiştir.

  4. sami Says:

    Furkan Suresin\’den Kalbe Yansıyanlar53. İki büyük su kütlesini–ki bunlardan biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acıdır–birbirine salıveren ve ikisinin arasına bir engel, karışmalarını önleyen bir perde koyan O’dur.ÂYETİN MANA DENİZİ şüphesiz tüm müminlerin muhayyilesi açılsa, onlara cin ve melek nevleri de katılıp dağarcıklarındakileri anlatsalar, şerh üstüne şerh yazsalar tükenmez. Benimki de o denizden çıkarılmış bir parlak turuncu mercan olsa, ne sevinirim! Allah bana o mercana dokunmayı nasip etsin.Burada iki deniz denilince zihnimde kadın ve erkek beliriveriyor. Tarife ne hacet; biri tatlı ve susuzluğu giderici, diğeri tuzlu ve acı. Nehirler, göller tatlıdır. Denizlere nispetle ne kadar küçük olsalar da, insanlığın hayatında çok mühim bir yerde otururlar. Tıpkı kadınlar gibi. Onlar cemal ve rahmet tecellileridir. Çocuklarını emziren anneler gibi, tüm insanlığı ab-ı hayatla beslerler. Oysa deniz İbn Arabi’nin tabiriyle gazab-ı ilahinin tecellisidir. Celal ismi onda görülür. Büyüktür, ürkütür. Dalga ve fırtınaları, gece ve karanlığı, içindeki çeşit çeşit mahlukatı ile bir âlemdir denizler. Tamamını asla keşfedemezsiniz. Dibine inemezsiniz. Size belli bir derinlikten sonra basınç uygular, kameralarınızı patlatır. Denizaltılarınız infilak eder. Her tür keşif ve anlama çabası bir yere kadardır. Fazla kurcalarsanız öfkelenir denizler. Erkekler gibi.Celal ve cemal gibi kadın ve erkek de birbirlerine bir meyille yaratılmışlar. Bunu “denizleri salıverdik” ibaresinden anlıyoruz. Salınma, ulaşma, temas etme için hiç şüphesiz. Tamamlanma, kemal bulma arayışı. Oysa aralarında daima bir engel bulunur. Onu bizzat Allah koymuştur. Onun koyduğu engeli kim aşabilir? Bu engel evvelen şeriatın engelidir. Şeriat bir kadın ve bir erkeğin meyillerinin önünde engeldir. Ancak adaba riayet edilir ve o şeriatın izni alınırsa perde bir derece ref’edilir. Yine de bir ince perde daima vardır. Yıllar geçse de, insanların uyumu ziyadesiyle olsa da, taraflar birbirini iyice tanısa da, birlikteliğin ahengi üzerine tüm hikmetler bilinse ve uygulansa da, farklılık engeli baki kalır. Bundandır ki, kadın ve erkek ömürlerinin sonuna dek aralarında bir berzahla yaşarlar. Vuslat ne mümkün, insanın hevasına hoş gelmese de, hakikat böyle…Allah bu engeli neden koymuş ki? Sırf eziyet olsun diye mi? Haşa. Bilakis rahmetinden. Allah insana en çok insandan tecelli eder ya, bu tecellinin zirvesi kadından erkeğe, erkekten kadına olanıdır. Bu yüzden mü’min erkekler ve mü’mine kadınlar birbirlerinin velisidirler. Veli insana yol gösteren, kılavuzluk eden kişidir. Yol ise Rahman’a varır. Kadın erkekten, erkek kadından daha iyi yol gösterici bulamaz. Kendinde anlamlandıramadığı her şeyi diğeri onun namına basitleştirir, düğümleri çözmekte yardımına koşar. Kendini bilmenin bir parçası kendi cinsinden yaratılmış eşini bilmektir. Allah bizi bir nefisten yaratmadı mı? Ayet-i celile öyle demiyor mu? Öyleyse “nefsini bilme”ye eşini bilme de dahil olmalı. Bu da bizi Rabbi bilmeye götürmeli. Yani bu işte beraberiz. Başarırsak beraber başaracağız, çuvallarsak beraber…Oysa kadın ve erkek arasındaki berzah kaldırılsa, onlar birbirlerine karışsalar, farklılık ortadan kalkar. Denizlerin ikisi de birbirine karışıverince tuzluluk ve tatlılık yitip gider. Geriye tatsız tuzsuz birşey kalır. Ne tatlı su canlıları hayatta kalır, ne de tuzlu. Kadın ve erkeğin de kendilerine ait dünyalarında yaşattıkları canlılar vardır. İçerinde Hayy ismine mazhar nice âlemler bulunur. Onların yaşaması berzaha bağlıdır. Kadın ve erkek birbirlerini farklılık içinde sevmeyi ve muhafazayı başarmak zorundadır. Nefsin “benzerimi severim” hissiyatı hemcinslerimizden olan dostlarımız için verilmiştir.İki deniz karışınca olacak ikinci şey de, artık ne birbirlerini ne de birbirleri üzerinde yansıyan Rabbi göremeyecek olmalarıdır. Aynaya bakmak için belli bir mesafe şarttır. Yapışırsanız hiçbir şey göremezsiniz. Bu yüzden Allah hem incizap derecesinde bir aşkla onları tutuşturur ki, birbirlerine iyice baksınlar, gözlerini ayırmasın, hiçbir ayrıntıyı kaçırmasınlar. Her tecelliyi yakalasın, her lem’adan O Nur’a bir bakış fırlatsınlar; hem de birbirlerinden ayırır ki, birbirlerine değil, O’na tapsınlar. Tüm anlaşmazlıkların, ihtilafların, didişmelerin hakkından gelmek için bu berzahın farkına varmak lazımdır. Yoksa insan kendini sürekli cama vuran sinek gibi harap ve bitap düşer. Aralarındaki engel bizatihi O’dur. Çünkü ikisi de birbirlerine, birbirlerinde O’nu görsünler diye verilmişlerdir. Zaten verili her şeyin O’nu göstermekten, bildirmekten, sevdirmekten başka ne gayesi olabilir?54. Ve insanı bu sudan yaratan ve onu soy sop ve evlilik yoluyla kazanılan yakınlık, bağlılık (duygusuyla) donatan O’dur.(Evet) Çünkü Rabbin sınırsız kudret sahibidir.Dedik ya insanlar tatlı tuzlu sulara benzerler. İşte bu sudan da yaratılırlar. Ayrı tutulmaları bir tarafa, bu iki denizin ortak mahsulatı da vardır. Bu da soy sop ve akrabalık bağları şeklinde tezahür eder. Hepimiz hakikatte Âdem ve Havva adındaki iki denizin ortak mahsulleri değil miyiz? O halde, nasıl ki denizler arasında ne kadar uzak mesafelerde bulunursalar bulunsunlar bir bağ vardır. Bir balık bir denizden çok uzak başka denizlere seyr-ü sefer edebilir. İnsanlar arasında da birbirine yapıca ve kültürce en uzak olanlarında dahi, böyle akrabalık bağları bulunur. Hepimiz aynı sudan yaratıldık. Ya yeraltı suları gibi manevi ve batıni bağlar suretinde, ya da gözle görülür akıntılar ve nehirler biçiminde birbirimize bağlıyız. Yalnız kalan kurur, biline! Suyun havaya direnç gösterebilmesinin, kuruyup gitmemesinin tek yolu birlikte durmaktır.Bu bizim evlilik bağlarımız için de geçerli bir husus. Kadın da erkek de tek başlarına yetimdirler. Allah onları birbirlerine “veli” kılmıştır. Velisi alakadar olmadığında hayat mektebinde insanın ne denli başarılı olabileceği, okula giden çocuğu olanların, yahut okula gitmişlerin malumudur. İkisi de çıplaktır, çünkü Allah onları birbirine “örtü” kılmıştır. Gece ve gündüz gibi kıyamete kadar birbirlerini kovalar durur, ama hiçbir zaman tam manasıyla bir olamazlar. Ama gece de, gündüz de birer ayettir. Allah gündüzü geceden soyup çıkarır, geceyi gündüze örtü yapar. İki zıt unsuru birbirine böylesine bağlayan, alakadar ve muhtaç kılan, onlara birbirlerinin işerini gördüren, onlardan kendine yollar çıkaran, üzerlerine işaretler koyan, kendilerinden nice hayatlar ve varlık âlemleri yaratan Allah şüphesiz ki kudret sahibidir. Ondan başka kim kuvve-i cazibeyle kuvve-i dafiayı, itme ve çekmeyi, şehvet ve gazabı, acı ve tatlıyı, kadın ve erkeği âlemde böylesine hem beraber, hem ayrı deveran ettirebilir. O Âdem’den Havva’yı, Meryem’den İsa’yı yaratır, kadınlara oğullar, erkeklere kızlar verir, onları kudret elinde evirip çevirir, ayrı ayrı, karıştırmadan, unutmadan, ihmale uğratmadan. Her bir evirme çevirme, İsm-i Kadir’in vechesinden sair isimlerin okunması içindir.57. De ki: “Bunun için sizden dileyen kimsenin Rabbine giden yolu bulmasından başka bir karşılık istemiyorum.”Kadında erkek, erkekte kadın için Rabb Tealaya giden bir yol vardır diye belirtmiştik. Bu yol iki kişilik gibi görünse de, aslında tek nefisliktir. O nefsin her parçası diğerinin gözüyle yolunu görür. Her ayak diğerini hedefe taşır. Düşen yanındakine uzanır. Nefsimizin diğer parçasını düştüğü yerden kaldırmak üstümüze vaciptir, yoksa yol almak mümkün değildir. “Evlilik dinin yarısıdır, kalan yarı içinse Allah’tan korkun” diyen Nebi’ye bir de bu açıdan kulak versek ya…58. …kimse kullarının günahlarından O’nun kadar haberdar değildir.Günahların en gizlisi ve en çok zarar vereni kadın ve erkek arasında zuhur edenlerdir. Kimse hayatımıza bu kadar dahil değildir ki, ona daha çok zarar verelim. Kimseyi kalbimize bu kadar sokmadık ki kalbimiz daha ziyade kırılsın. Allah şikayetleri işitir. Zaten kadın ve erkek arasındaki gönül kırıklıkları öylesine gizlidir ki, O’ndan başkasına şikayet edilemezler. Bazen biz kıyamasak ve şikayet etmesek de o izzeti gereği bir amme davası açar. Ummadığınız yerden size bir dert geliverir. Bilin bakalım kimin kalbini kırdınız da o yüzdendir?70.Şu kadar ki, pişman olup doğru yola dönen, inanıp dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan kimseler bunun dışındadır; bundan ötürü, (önceki) kötü hallerini Allah’ın iyi hallere dönüştürdüğü kimseler işte böyleleridir; çünkü Allah çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır.74. Ve onlar ki, “Ey Rabbimiz!” diye niyaz ederler, “bize göz nuru olacak eşler ve çocuklar bahşet; bizi Sana karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimseler için örnek ve öncü yap!”Dikkat edelim ki “göz nuru” ifadesi Efendimizin dilinde namaz için kullanılan bir ifadedir. Namaz ubudiyetin fihristesi olduğundan olsa gerek, eşlere ve çocuklara da “göz nuru” olan namaz gibi ubudiyet nazarı ile yönelmek gerekliliği remz edilmektedir. İnsan gözüne nur gelince görür. Görülmesi istenen O’dur. Ona bakmak için gözümüze nur olacak olan eş ve çocuklarımızdır. O’nu onların penceresinden ziyade nerede seyredeceğiz ki! Üstelik namaz Allah ile münacat ve mükaleme yeri olması hasebiyle de nurdur.Anlıyoruz ki insan eşi ve çocuklarıyla sohbet ederken de Allah ile mukalemede gibi hissetmelidir. Bu bir sufinin “İnsanlar benim senelerdir kendileriyle konuştuğumu sanırlar, oysa ben bunca yıldır Hak’la sohbetteyim” demesi gibidir. Hayal değil hakikattir, suni değil tabiidir. Onlar bize gönderilmiş, yanı başımızda yaşayan, hayatlarına şahit olduğumuz ayetlerdir. Efendimiz’in (sav) yürüyen Kur’an oluşu gibi, bir mü’minin ailesi kemaline göre kimi zaman bir Sure-i Rahman’dır. İnsan hem tekvini hem tenzili ayettir. Hem kelama hem halka mazhardır. Ona kah güneşe ve on iki seyyaresine, kah sure-i Yusuf’a bakar gibi bakmak gerekir…

  5. sami Says:

    Hikmet ehli zatlar buyuruyor ki:Müslüman güler yüzlü, münafık asık suratlı olur.Tebessüm, bedavadır, alanı mutlu eder, vereni üzmez.Huzurun anahtarı tebessümdür.Tebessüm edemeyen zavallıdır.Tebessüm ateşinde erimeyen maden bulunmaz.Gülümsemesini bilmek, iki cihan mutluluğuna sebep olur.İslamiyet, sevgi, güler yüz, tatlı söz, dürüstlük ve iyilik dinidir.Dostlara doğru söylemeli, düşmanları güler yüzle ve tatlı dil ile idare etmelidir.Başarının sırrı, güler yüz, tatlı dil ve güzel siyasettir. Güzel siyaset, herkesin memnun olması demektir.Düşmanınıza iyilik edin, hediye verin. Kırıldığınız arkadaşınıza iyilik edin, sıkıldığınız insana güler yüz gösterin. Bunları yaparsanız rahat edersiniz.Bir kimsenin veli olduğu; tatlı dili, güzel ahlakı, güler yüzü, cömertliği, münakaşa etmemesi, özürleri kabul etmesi ve herkese merhamet etmesi ile anlaşılır.Güzel ahlaklı kimse, edeplidir, az konuşur, hatası azdır, gıybet etmez, Allah için sever, Allah için buğzeder, emanete riayet eder, komşu ve arkadaşını korur. Güzel ahlaklı bir zata, kötü huylu hanımı ile nasıl iyi geçindiği sorulunca, (İyi huylu ile herkes geçinir. Marifet kötü huylu ile geçinebilmektir. Onun kötü huyuna sabredemezsem benim iyi huylu olduğum nereden belli olacaktır) dedi.Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:(Mümin kardeşinin yanında suratı asık durana melekler lanet eder.) [Hatib](İyiliği, güzel yüzlü kimselerden talep ediniz.) [Beyheki](Mümin kardeşinin yüzüne tebessüm etmek sadakadır.) [C. Sagir](Din kardeşine güler yüz göstermek, iyi şeyler öğretmek, kötülük yapmasını önlemek birer sadakadır.) [Tirmizi](Mallarınızla herkesi memnun edemezsiniz. Güler yüz ve tatlı dil ile, güzel ahlakla memnun etmeye çalışınız!) [Hakim](Selam verirken gülümseyen, sadaka sevabına kavuşur.) [İ.E.dünya](Hayrı, iyiliği, güzel yüzlülerin yanında arayınız!) [Buhari](Huyu ve yüzü güzel olan dünya, ahiret iyiliğine kavuşur.) [İbni Şahin]

  6. Ömer Says:

    İslamın İlk Emri Oku:(İKRA)Okumak, İnsanı ilgilendiren her şeyi okumayı kapsamına alır. Zaten ‘Alak Süresi 1. âyette okunacak şeyin açıkça isimlendirilmemiş olması, okumanın alanını alabildiğine genişletmiştir. Söz konu âyetteki okumaktan kasıt sadece Kur’ân’ı okumak değildir. Okunmaya konu olan ne varsa onları okumak da bu dinin, muhataplarından istekleri arasında yer almaktadır. Kâinatı okumak, zerreden kürreye ne varsa her şeyle ilgilenmek, mümkünse okunacak şeylerin sayısını arttırmada öncülük yapabilmek bu dinin, inanırlarından istekleri arasında çok önemli bir yer tutmaktadır. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer 39/9) âyetinin de, “Ey Rabbim, benim ilmimi arttır” (Tâhâ 20/114) şeklindeki Hz. Âdem’in duasının da, “İlim, erkek ve kadın her Müslümanın üzerine farzdır”, “İlim çok uzaklarda da olsa onu alınız”, vb. pek çok hadis-i şerifin de vurgulamak istediği aslında bu gerçekten ibarettir. Kur’ân, Öncelikle inanılacak değerlerin bilinmesini istemektedir. Yüce Allah önce Hz. Peygamberi bilgilendirmiş, onu vahiy ile buluşturmuş, ardından inanılacak değerleri kendisine bildirip bu uğurda fedâkârlık yapmasını kendisinden istemiştir İman eğer bilgiye dönüştürülebilirse ancak o zaman kalıcı olur ve çeşitli saldırılar karşısında ayakta durabilmeyi sağlar.Bu nedenle Dinimizin asıl kaynağını, yani Kur’ân’ı doğru anlamak ve imanımızı da iman gereği yapacağımız davranışları da doğru şekillendirebilmek için öncelikle Kur’ân’a yönelip onu doğru anlamanın bizler için vazgeçilmez bir önem taşıdığını bilmek ve onu anlamaya çalışmak durumundayız. Rahman, Rahim olan Allah\’ın adıyla.1. Yaratan Rabbinin adıyla oku!2. O, insanı bir aşılanmış yumurtadan yarattı.3. Oku! Rabbin, en büyük kerem sahibidir.4. O Rab ki kalemle (yazmayı) öğretti.5. İnsana bilmedikleri şeyi öğretti.NOT:Dünya Okuma ve Yazma Günü Nedeniyle Hazırlanmıştır.

  7. ♣ Ąηηα Says:

    BOM DIA ALEGRIA!\’:.ﻶჱﻶﻉ.:\’ ॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰ \’:.ﻶჱﻶﻉ.:\’Não há arauto mais perfeito da alegria do que o silêncio. Eu sentir-me-ia muito pouco feliz se me fosse possível dizer a que ponto o sou.William Shakespeare\’:.ﻶჱﻶﻉ.:\’ ॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰॰ \’:.ﻶჱﻶﻉ.:\’Beijos sem fim…♣ Ąηηα ♣Para ti:http://i43.tinypic.com/6j1x12.jpg

  8. ALAADDİN Says:

    Meselâ, Hazret-i Süleyman Aleyhisselâmın bir mu\’cizesi olarak teshîr-i havayı beyân eden -1- âyeti, "Hazret-i Süleyman, bir günde havada tayerân ile iki aylık bir mesafeyi kat\’ etmiştir" der. İşte, bunda işaret ediyor ki: Beşere yol açıktır ki, havada böyle bir mesafeyi kat\’ etsin. Öyle ise, ey beşer, mâdem sana yol açıktır; bu mertebeye yetiş ve yanaş! Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisâniyle mânen diyor: "Ey insan! Bir abdim hevâ-i nefsini terk ettiği için, havaya bindirdim. Siz de nefsin tenbelliğini bırakıp bâzı kavânîn-i âdetimden güzelce istifade etseniz, siz de binebilirsiniz."

  9. ALAADDİN Says:

    Hem, Hazret-i Mûsâ Aleyhisselâmın bir mu\’cizesini beyân eden, -2- (ilâ âhir) bu âyet işaret ediyor ki, zemin tahtında gizli olan rahmet hazînelerinden, basit âletlerle istifade edilebilir. Hattâ, taş gibi sert yerde, bir asâ ile, âb-ı hayat celb edilebilir. İşte şu âyet, bu mânâ ile beşere der ki: "Rahmetin en latîf feyzi olan âb-ı hayatı, bir asâ ile bulabilirsiniz. Öyle ise, haydi çalış, bul!" Cenâb-ı Hak şu âyetin lisân-ı remziyle mânen diyor ki: "Ey insan! Mâdem Bana itimad eden bir abdimin eline öyle bir asâ veriyorum ki, her istediği yerde âb-ı hayatı onunla çeker. Sen de Benim kavânîn-i rahmetime istinad etsen, şöyle, ona benzer veyahut ona yakın bir âleti elde edebilirsin. Haydi et!"

  10. ALAADDİN Says:

    – Rüzgârı da Süleyman\’ın emrine verdik ki, sabah gidişi bir aylık, akşam dönüşü de bir aylık yol alırdı. (Sebe\’ Sûresi: 12.) 2- Biz ona "Asânı taşa vur" demiştik. Asâsını vurduğu yerden on iki pınar fışkırdı. (Bakara Sûresi: 60.)

  11. ALAADDİN Says:

    Hem meselâ, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın bir mu\’cizesine dâir: -1- Kur\’ân, Hazret-i İsâ Aleyhisselâmın nasıl ahlâk-ı ulviyesine ittibâa beşeri sarîhan teşvik eder. Öyle de, şu elindeki san\’at-ı âliyeye ve tıbb-ı Rabbânîye remzen terğib ediyor. İşte şu âyet işaret ediyor ki: "En müzmin dertlere dahi derman bulunabilir. Öyle ise, ey insan ve musîbetzede benîâdem! Me\’yus olmayınız. Her dert, ne olursa olsun, dermânı mümkündür; arayınız, bulunuz. Hattâ, ölüme de muvakkat bir hayat rengi vermek mümkündür."

  12. ALAADDİN Says:

    Cenâb-ı Hak, şu âyetin lisân-ı işaretiyle mânen diyor ki: "Ey insan! Benim için dünyayı terk eden bir abdime iki hediye verdim: biri mânevî dertlerin dermânı, biri de maddî dertlerin ilâcı. İşte, ölmüş kalbler nur-u hidâyetle diriliyor. Ölmüş gibi hastalar dahi, onun nefesiyle ve ilâcıyla şifâ buluyor. Sen de benim eczahâne-i hikmetimde her derdine devâ bulabilirsin. Çalış, bul! Elbette, ararsan bulursun." İşte beşerin tıp cihetindeki şimdiki terakkiyâtından çok ilerideki hududunu, şu âyet çiziyor ve ona işaret ediyor ve teşvik yapıyor.

  13. ALAADDİN Says:

    1- Allah\’ın izniyle anadan doğma körleri ve alaca hastalığına tutulanları iyileştirir ve ölüleri diriltirim. (âl-i İmrân Sûresi: 49.) 2- Demiri onun için yumuşattık. (Sebe\’ Sûresi: 10.) • Ona ilim ve hikmet ile hakkı ve bâtılı açıkça ayırt eden bir ifade gücü verdik. (Sâd Sûresi: 20.) 3- Erimiş bakırı ona sel gibi akıttık. (Sebe\’ Sûresi: 12.)

  14. ALAADDİN Says:

    Hem temessül-ü ervâha işaret eden Hazret-i Süleyman Aleyhisselâmın ifritleri celb ve teshîrine dâir âyetler, hem -1- misillü bâzı âyetler, ruhânîlerin temessülüne işaret etmekle beraber, celb-i ervâha dahi işaret ediyorlar. Fakat, işaret olunan celb-i ervâh-ı tayyibe ise, medenîlerin yaptığı gibi, hezeliyât sûretinde bâzı oyuncaklara o pek ciddî ve ciddî bir âlemde olan ruhlara hürmetsizlik edip, kendi yerine ve oyuncaklara celb etmek değil, belki ciddî olarak ve ciddî bir maksad için Muhyiddin-i Arabî gibi zâtlar ki, istediği vakit ervâh ile görüşen bir kısım ehl-i velâyet misillü, onlara müncelib olup münâsebet peydâ etmek ve onların yerine gidip âlemlerine bir derece takarrüb etmekle ruhâniyetlerinden mânevî istifade etmektir ki, âyetler ona işaret eder ve işaret içinde bir teşviki ihsâs ediyorlar ve bu nevi san\’at ve fünûn-u hafiyenin en ileri hududunu çiziyor ve en güzel sûretini gösteriyorlar.

  15. ALAADDİN Says:

    Hem meselâ, Hazret-i Dâvud Aleyhisselâmın mu\’cizelerine dâir -2- âyetler delâlet ediyor ki, Cenâb-ı Hak, Hazret-i Dâvud Aleyhisselâmın tesbihâtına öyle bir kuvvet ve yüksek bir ses ve hoş bir edâ vermiştir ki, dağları vecde getirip birer muazzam fonoğraf misillü ve birer insan gibi, bir serzakirin etrafında ufkî halka tutup, bir daire olarak tesbihât ediyorlardı. Acaba bu mümkün müdür, hakikat midir? Evet, hakikattir. Mağaralı her dağ, her insanla ve insanın diliyle, papağan gibi konuşabilir. Çünkü, aks-i sadâ vâsıtasıyla, dağın önünde sen "Elhamdülillâh" de; dağ da aynen senin gibi "Elhamdülillâh" diyecek. Mâdem bu kabiliyeti Cenâb-ı Hak dağlara ihsan etmiştir; elbette, o kabiliyet inkişaf ettirilebilir ve o çekirdek sünbüllenir. İşte, Hazret-i Dâvud Aleyhisselâma, risâletiyle beraber hilâfet-i rûy-i zemini müstesnâ bir sûrette ona verdiğinden, o geniş risâlet ve muazzam saltanata lâyık bir mu\’cize olarak o kabiliyet çekirdeğini öyle inkişaf ettirmiş ki, çok büyük dağlar birer nefer, birer şâkird, birer mürid gibi Hazret-i Dâvud\’a iktidâ edip onun lisâniyle, onun emriyle, Hâlık-ı Zülcelâle tesbihât ediyorlardı. Hazret-i Dâvud Aleyhisselâm ne söylese, onlar da tekrar ediyorlardı. Nasıl ki, şimdi vesâit-i muhâbere ve vesâil-i irtibâtın kesret ve tekemmülü sebebiyle, haşmetli bir kumandan, dağlara dağılan azîm ordusuna bir anda "Allahü Ekber" dedirir ve o koca dağları konuşturur, velveleye getirir; mâdem insanın bir kumandanı, dağları sekenelerinin lisâniyle mecâzî olarak konuşturur; elbette, Cenâb-ı Hakkın haşmetli bir kumandanı, hakiki olarak konuşturur, tesbihât yaptırır. Bununla beraber, her cebelin bir şahs-ı mânevîsi bulunduğunu ve ona münâsip birer tesbih ve birer ibâdeti olduğunu, eski Sözler\’de beyân etmişiz.

  16. ALAADDİN Says:

    1- Derken ona Cebrâil\’i gönderdik; o da aynen bir beşer sûretinde ona görünüverdi. (Meryem Sûresi: 17.) 2- Biz dağları onun emrine verdik ki, akşam sabah onunla beraber tesbih eder. (Sâd sûresi: 18.) "Ey dağlar ve kuşlar, onunla beraber tesbih edin" dedik. Demiri de onun için yumuşattık. (Sebe\’ Sûresi: 10.) Bize kuşların dili öğretildi. (Neml Sûresi: 16.) Kuşlar da onun etrafında toplanırdı. (Sâd Sûresi: 19.)

  17. ALAADDİN Says:

    İşte, Cenâb-ı Hak şu âyetlerin lisân-ı remziyle mânen diyor ki: "Ey insanlar! Bana tam abd olan bir hemcinsinize, onun nübüvvetinin ismetine ve saltanatının tam adâletine medâr olmak için, mülkümdeki muazzam mahlûkatı ona musahhar edip konuşturuyorum ve cünûdumdan ve hayvanâtımdan çoğunu ona hizmetkâr veriyorum. Öyle ise, herbirinize de mâdem gök ve yer ve dağlar, hamlinden çekindiği bir emânet-i kübrâyı tevdî etmişim, halîfe-i zemin olmak istidadını vermişim; şu mahlûkatın da dizginleri kimin elinde ise, ona râm olmanız lâzımdır. Tâ Onun mülkündeki mahlûklar da size râm olabilsin; ve onların dizginleri elinde olan Zâtın nâmına elde edebilseniz ve istidadlarınıza lâyık makama çıksanız.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: