Tükeniyorum Rabbim!!!

938920-1440x900-[DesktopNexus.com]
Tükeniyorum Rabbim!
 Yalnız kaldığımı düşünüp, varlığının her an, her noktada tezahür ettiğini, beni devamlı koruyup gözettiğini, gönlümden geçenlere dahi cevap verdiğini unuttuğum an! “Rabbim” demeyi unuttuğumda tükeniyorum!
Diriliyorum Rabbim!
Sana yaslandığım, Sana güvendiğim, Seninle başlayıp, Seninle devam ettiğim, tüm işlerimi Sana havale ettiğim an! “Ne güzel dostsun” dediğimde diriliyorum.
Tükeniyorum Rabbim!
 
Tüm sevdiklerimden; anne babamdan, canandan, ten kafesindeki candan yakın olduğunu bilerek, ellerimi Sana açmayı, Senden çözüm, Senden çare beklemeyi unuttuğum an! “Bu dertler neden bana?” dediğimde tükeniyorum.
 Diriliyorum Rabbim!
Havayı soluyup Seninle dolduğum, gözümü açtığımda Seni bulduğum,en sağlıklı irtibatı Seninle kurduğum , tüm dünya bana küsse de Seni umduğum an! “Kahrın da hoş , lütfun da hoş” dediğimde diriliyorum.
 Tükeniyorum Rabbim!
 Hayat enkazı altında kaldığımda, çekiç misali zaman beynime vurduğunda.. Hayal, ideal diye, küçük hedefler peşinde koştuğumda … Dünya meşgalesine dalıp, bir cenneti, bir azabı, bir de ölümü unuttuğumda … “Beni affet” demeyi azalttığımda tükeniyorum.
Diriliyorum Rabbim!
Yandığımda Seninle söndüğüm,Seni anıp ruhumu güldürdüğüm, O sırlı gücünden kuvvet aldığım, Seninle yürüdüğüm,dua ederek Seninle konuştuğumda…içimdeki tüm ırmaklar sana kavuştuğunda… ruhum kitabın ve secdenle buluştuğunda..  ” Yarab, bırakma ellerimi” dediğimde diriliyorum .  Yeniden canlanıyor, canıma can katıyorum!
Canımda Sen buluyorum! Seninle huzur doluyorum!
Dirilişlerim dostluğunun tercümesidir. Seni yar bilişimin, yoluna serdar oluşumun, sözlerinle hemhal oluşumun işaretidir. Dirilişlerim, anahtarıdır sana açılan tüm kapıların… O kapılar önünde gösterebileceğim en güzel beraattir . Dirilişlerim, tüm yangınlardan firar edişimdir. Sonu olmayan bir tebessüm! Ruhumun ebedi dosta, yegane vuslata ilerleyişidir.
 “La ilahe illallah” ,Senden başka yok ilah diyerek, kendimi Sana emanet edişimdir.
Engelle tükenişimi.
Kabul buyur dostluğuna.
Dirilt beni Rabbim!..
Amin..

13 Yanıt to “Tükeniyorum Rabbim!!!”

  1. HESAP Says:

    güzel çalışmanız için allah razı olsun özümüze dönmemizi hatırlatıyor selam ve dua ile

  2. sami Says:

    Gözyaşı________________________________________İlahi, hamdını sözümüze Sertaç ettik zikrini kalbimize miraç ettik kitabını kendimize minhac edindik. Biz yoktuk var ettin varlığından haberdar ettin aşkınla gönlümüzü bi karar ettin. Yardımına sığındık kapına geldik, hidayetine sığındık lütfuna geldik, kulluk edemedik affına geldik. Şaşırtma bizi doğruyu söylet, neşeni duyur hakikati öğret. Sevdir bize hep sevdiklerini yerdir bize hep yerdiklerini yar et bize hep erdirdiklerini. Sevdin Hz Muhammet (s.a.v.)’i kâinata sevdirdin sevdin de peygamberlik kaftanı giydirdin. Makamı İbrahim’den makamı Mahmud’ a erdirdin. Serverı Asfiya hatemul enbiya ve Muhammet Mustafa kıldın. Salât ve selamlar tahiyat ve ikramlar her türlü ihtiramlar ona onun mübarek âline ve ashabına olsun. ÂMİN Kur’an okunurken ağlamak bir erdemdir. Ağlamak zaaf değildir. Allah’ın sevdiği kullarının özelliklerinden birisidir. Ağlamak güzeldir. Olgunluk, şefkat ve merhamet göstergesidir. Gözyaşı, kalbimizdeki sevgi bahçesinin gıdasıdır. Gözyaşları insan ruhuna ince ince yağan bir yağmurdur. Gözyaşları insanın sessiz sözleridir. Gözyaşı amel defterimizdeki kirleri temizleyecek olan bir sudur. Şehit kanı gibi kutsal olan bir diğer şey de Allah’ın rızasını kazanmak için dökülen gözyaşıdır. Kaybolan değerlerimizden birisidir gözyaşı. Manevi kir ve pisliklerin temizlik maddelerinden birisidir gözyaşı. 83. Resule indirileni duydukları zaman, tanış çıktıkları gerçekten dolayı gözlerinden yaşlar boşandığını görürsün. Derler ki: "Rabbimiz! İman ettik, bizi (hakka) şahit olanlarla beraber yaz. (maide suresi 83) Ayetleri işittikleri zaman gözyaşı dökmüşlerdir. Bu kalbin yumuşaklığını göstermektedir. Bizden istenen de budur. Bu kitabı huşu içinde okumak ve dinlemek esastır. Kitabımızı anlamanın yolu gözyaşı dökmektir. 82. Artık kazanmakta olduklarının cezası olarak az gülsünler, çok ağlasınlar(TEVBE SURESİ 82) Gülünecek bir amelimiz varsa gülelim. Çünkü günahı olan gülmez gülemez. Bu durum da yapılması gereken ağlamaktır. Doğru davranış budur. Bu ayet ve önceki ayet Allah’a iman etmeyenler hakkındadır. Ama bizim için de ibretler vardır. 92. Kendilerine binek sağlaman için sana geldiklerinde: Sizi bindirecek bir binek bulamıyorum, deyince, harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözleri yaş dökerek dönen kimselere de (sorumluluk yoktur).(TEVBE SURESİ 92) Düşününağladığınız şeyleri ve ashabın neye ağladığını. Değere bakar mısınız peygamberle olamadıklarına belki şehit olamayacaklarına ağlamaktadırlar. Ağladığımız ise hiçbir değeri olmayan şeydir. Manasız her türlü şeye ağlıyoruz. Kaybettiğimiz her türlü mal için ağlamaktayız. Çünkü böyle üstün değerlerimiz yoktur(!). Olmayınca böyle değerimiz ağlanacak şeye ağlamaz. Ağlanmayacak şeye ağlarız bu günkü gibi. 106. Biz onu, Kur\’an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye (ayet ayet, sure sure) ayırdık ve onu peyderpey indirdik. 107. De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur\’an) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar. 108. Ve derlerdi ki: Rabbimizi tesbih ederiz. Rabbimizin vadi mutlaka yerine getirilir. 109. Ağlayarak yüz üstü yere kapanırlar. (Kur\’an okumak) onların saygısını artırır.(İSRA SURESİ 106–109) Burada ki ayetlerde de ağlanması gereken yerlerden birisi belirtilmektedir. Gözyaşı bu kitabı okumanın adaplarındandır. Burada bir iddia mı sunayım. Bütün İslami ilimlerin anlaşılması için gereken şeylerden birisi gözyaşıdır. Gözünüzdeki yaşla bu ilimlere baktığınızda başka derinlikler ve kavrayışlar görebilirsiniz. Allah u a’lem. 35. Onlar öyle kimseler ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namaz kılarlar ve kendilerine rızkı olarak verdiğimiz şeylerden (Allah için) harcarlar.(HACC 35) 58. İşte bunlar, Allah\’ın kendilerine nimetler verdiği peygamberlerden, Âdem\’in soyundan, Nuh ile birlikte (gemide) taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail (Ya\’kub) \’in soyundan, doğruya ulaştırdığımız ve seçkin kıldığımız kimselerdendir. Onlara, çok merhametli olan Allah\’ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı.(MERYEM SURESİ 5İşte insanlık tarihinin iftihar tabloları olan peygamberlerin bir hasleti de gözyaşıdır. Bu onlar için gayet doğal bir durumdu. Bu durumda ağlayamamak şaşılacak şeydir esasında. 59. Şimdi siz bu söze (Kur\’an\’a) mı şaşıyorsunuz? 60. Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz! 61. Ve siz gaflet içinde oyalanmaktasınız! 62. Haydi Allah\’a secde edip O\’na kulluk edin! ( NECM 59 62) عَيْنَانِ لاَ تَمَسُّهُمَا النَّارُ: عَيْنٌ بَـكَتْ مِنْ خَشْيَةِ اللَّهِ وَعَيْنٌ بَاتَتْ تَحْرُسُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ İki göz vardır ki, cehennem ateşi onlara dokunmaz: Allah korkusundan ağlayan göz, bir de gecesini Allah yolunda, nöbet tutarak geçiren göz. Tirmizî, Fedâilü’l-Cihâd, 12. Gözyaşına örnekler Mekke’nin fethinden sonra İslam’ı kabul edenler arasında Hz. Ebu Bekir’in babası Ebu Kuhafe de bulunuyordu. Yaşı sekseni aşmış, gözleri ama bir kişi olan Ebu Kuhafe, Hz. Peygamber’in huzurunda hidayete ermekte geç kalmışlığını telefi edercesine aşkla kelime-i şahadet getiriyordu. Bu esnada sevinmesi gereken “Sıddıyk” lakaplı Ebu Bekir ağlıyordu. Fakat bu ağlayış bir sevinç ağlayışı değil üzüntü ağlayışıydı. Bu durum meclisteki herkesin hayretine sebep olmuştu. “Ey Ebu Bekir, neden sevinilecek bir günde gözyaşı döküyorsun?” diye sorduklarında; “Allah’ın Resulü’nün en büyük arzusu amcası Ebu Talip’in müslüman olmasıydı. Fakat bu dileği bir türlü gerçekleşmedi. Ben isterdim ki şu anda benim babamın yerine şahadet getiren Ebu Talib olsun, babamın müslüman olmasından dolayı benim gönlüm hoşnut olacağına, amcasının müslüman olmasından dolayı Allah Resulü’nün gönlü hoşnut olsun. İşte bu olmadığı için ağlıyorum” dedi.

  3. sami Says:

    İrade imtihanı“İnsan hikmet ile yapılmış bir masnûdur Öyle bir fiilin mahsulüdür ki, istidadı irade ettiği şeyi kendisine veriyor ” Mesnevi-i Nuriye “Ben gizli bir hazine idim, Bilinmek istedim de mahlûkatı yarattım ” Hadis-i KudsîRabbimiz bilinmek diledi ve varlık âleminin ilk tohumunu yarattı Bu tohum, Nur-u Muhammedî (a s m ) idi Büyükleri küçüklerde cemetmek ve küçüklerden büyükleri çıkarmak O’nun kemalindendi Bu kemalini teşhir etmek, göstermek üzere, ebede kadar yaratacağı bütün varlık âlemini bir şifrede topladı Bu şifre Nur-u Muhammedî (a s m ) idi Bir ismi de Nur olan Rabbimizin bütün isimleri ve bütün sıfatları nuranî Onun ilmi de nur, kudreti de, iradesi de nur, görmesi, işitmesi de Rabbimiz bu nuranî sıfatlarını ve isimlerini mahlûkat âleminde tecelli ettirmek istedi Ve bütün tecellilere çekirdek olacak bir mahiyet yarattı Bu çekirdek, Nur-u Muhammedî (a s m ) idi Başta ruhlar ve melekler âlemi ve en sonunda şu gördüğümüz cismanî âlemler hep o çekirdekten sümbüllendiler Açılıp yayıldı, büyüp geliştiler Ve hepsinde ayrı ayrı İlâhî isimler tecelli etti İlâhî irade nelerin nasıl olmasını dilemişse hepsi o iradeye uygun olarak şekillendi, bezendi, donandı ve varlık sahasında boy gösterdiler O’nun iradesine kim karşı koyabilirdi! Cinler mi melek olacağız diyebileceklerdi? Taşlar mı ‘biz de büyümek istiyoruz” diye baş kaldıracaklardı? Hayvan mı, ben insan olacağım, diye diretecekti? Ayak mı yerini beğenmeyecek ve başın üstüne çıkmağa kalkışacaktı? Aklın haddine mi düşmüştü ki, kalbin yerini alsın da sevsin! Onun işi sevmek değil anlamaktı Hâfıza, hayal kurmaya kalkışabilir miydi? Dünyaya, durması yasaklanmıştı İstirahat yüzü görmeyecekti, tâ kıyamete kadar Güneş aralıksız yanacak; Ay da Dünyanın peşini bırakmayacaktı Hiçbir varlık, bu âleme geleceği zamanı da kendisi tayin etmiş değildi Öyle olmasa, bugünkü koyunlar, hiç âhirzaman insanlarına gıda olmak isterler miydi? Bir noktanın koordinatları belirlenmiş ise, grafikte alacağı yer de belli demektir Başka yerde yerleşmesi düşünülemez Bütün mahlûkat da iki eksene bağlı: Zaman ve mekân Her birinin hangi zaman ve mekânda yaratılacağı belirlenmiş, bir ezelî irade ile Varlık âlemi içerisinde insan ayrı bir ihsana mazhar Ona cüz’i irade verilmiş Gerçekten irade büyük bir lütuf Örümceğin bir ağı vardır, başka bir şey örmeyi dileyemez İpek böceği de ağdan anlamaz Atın işi koşmak, deveninki yük taşımak, bülbülünki ötmektir Bunların dışına çıkmaya güç yetiremezler Onlara bu irade verilmemiştir Ama, insan öyle mi? Elinden, iğne de çıkıyor, füze de Fikrinden, nice farklı, hatta birbirine zıt kitaplar fırlayabiliyor Ve kalbi, fâniden bakiye nice sevgilere açık, dilediğini sevebiliyor İrade denilen büyük bir nimet ile, yahut azim bir imtihan suali ile İnsan bu büyük sermayesini hakkıyla değerlendirmeye mecbur Söz tutmak, emir dinlemek de bir irade işidir Karşı kutupta itaatsizlik vardır, isyan vardır Bir öğrenci kendi iradesini hocasının emirlerini dinlemeye sarf ederse âlim olur, ârif olur, fazıl olur Söz dinlememeyi marifet sananlar ise, cehaletlerini artırmaktan öte bir şey yapmazlar Kul olduğunu bilen ve bunun şuuruna eren insan, kendi cüz’i iradesini Rabbinin küllî iradesine tâbi kılar Yâni, O neden razı oluyorsa onu yapar; neye rızası yoksa ondan kaçar Cenâb-ı Hakk bu irade imtihanını başarabilen kullarını ebedî Cennetle lütuflandıracaktır Göze görmeyi, kulağa işitmeyi ihsan eden Allah, insan ruhuna bahşettiği iradenin hakkını da şöylece veriyor: İnsan kendi cüz’i iradesiyle neyi diliyorsa, Allah onu yaratıyor Bu da İlâhî iradenin bir başka tecellisidir Şöyle ki: Cenâb-ı Hakk, irade sahibi bir mahlûk yaratmayı, o kendi iradesini hangi yönde kullanırsa, o sahada önünü açmayı, hayır olsun, şer olsun, o ne dilerse onu halketmeyi irade buyurmuştur O halde, insan isyan etmekle Allah’ın iradesine rağmen bir iş yapmış olmuyor; ancak O’nun rızasına zıt hareket etmiş oluyor Allah’ın iradesi sonsuzdur, mutlaktır Onu sınırlayacak, had altına alacak bir başka irade düşünülemez Kulun kendisi gibi, irade sıfatı da yaratılmış Yaratılanın ise yaratanı kayıtlaması mümkün değil O’nun ihsan ettiği irade sıfatını O’na isyanda kullananlar için ezelî irade, bir ebedî Cehennem takdir etmiştir Geliniz o azap diyarına uğramamak için irademizi hayırda kullanalım Böyle yaparsak Cennetleri çok gerilerde bırakan rızaya kavuşuruz

  4. sami Says:

    SevgiSevgi, dünyaya gelen her varlıkta en esaslı bir unsur, en parlak bir nur, en büyük bir kuvvettir ve bu kuvvetin yeryüzünde yenemeyeceği hiçbir hasım yoktur Sevgi evvelâ bütünleşebildiği her rûhu yükseltir ve ötelere hazırlar Sonra da bu ruhlar sonsuzluk adına doyup duydukları şeyleri bütün gönüllere hâkim kılmanın kavgasını vermeye başlarlar Bu yolda ölür ölür dirilir; ölürken “sevgi” der ölür, dirilirken de sevgi soluklarıyla dirilirler Sevmeyen ruhların olgunlaşıp insanî semâlara yükselmelerine imkân yoktur Evet onlar yüzlerce sene yaşasalar dahi olgunluk adına bir çuvaldız boyu yol alamazlar Sevgiden mahrum bu sîneler, bir türlü egonun karanlık labirentlerinden kurtulamadıkları için, kimseyi sevemez, sevgiyi sezemez ve varlığın sînesindeki muhabbetden habersiz olarak kahrolur giderler Çocuk, ilk defa dünyaya gözlerini açtığı zaman sevgi ile karşılaşır, şefkatle gerilmiş ruhları görür ve muhabbetle atan kalblere sırtını vererek büyür Daha sonraları ise, bu sevgiyi bazen bulur bazen de bulamaz; ama bütün bir hayat boyu hep o sevgiyi arar ve onun arkasından koşar Güneşin çehresinde sevginin izleri vardır Sular buhar buhar o sevgiye doğru yükselir; yukarılarda damlalaşan su habbecikleri, o sevginin kanatlarıyla kanatlanır ve nâralar atarak başaşağı toprağın bağrına inerler Güller, çiçekler sevgiyle gerilir ve gelip geçenlere tebessümler yağdırırlar Yaprakların bağrına taht kuran jaleler, durmadan çevrelerine sevgi dolu gamzeler çakar ve sevgiyle raksederler Koyun, kuzu sevgiyle meleşir ve birleşir; kuşlar ve kuşcuklar sevgiyle cıvıldaşırlar ve sevgi koroları teşkil ederler Her varlık, kâinatdaki yeri itibarıyla bu geniş sevginin bir yanını, parlak bir senfonizma ile seslendirmekde, irâdî ve gayr-i irâdî, varlığın sînesindeki derin aşk ve muhabbeti göstermeye çalışmaktadır Sevgi, insan ruhunda öyle derin izler bırakır ki, o uğurda yurt-yuva terkedilir, icabında ocaklar söner ve her vâdide ayrı bir mecnun “Leylâ!” der inler Ruhundaki sevgiyi kavrayamamış sığ gönüller ise bu işe delilik derler ! Diğergamlık ve başkaları için yaşamak, insanoğluna âid yüksek bir duygudur ve kaynağı da sevgidir İnsanlar arasında bu sevgiden en çok hisse alanlar en büyük kahramanlardır İçindeki kinleri, nefretleri söküp atmaya muvaffak olmuş en büyük kahramanlar Ölüm bu kahramanların soluklarını kesemez Hazân onların çiçeklerini solduramaz Aslında hergün iç dünyalarında ayrı bir sevgi meş’alesi tutuşturup, kalplerini sevginin, mürüvvetin meşcereliği hâline getiren ve duygu dünyalarında açtıkları yollar ve tünellerle bütün gönüllere girmesini bilen bu çalımlı ruhlar, öyle yüksek bir divandan “ebed-müddet” yaşama hakkını almışlardır ki, değil ölüm ve fânilik, kıyametler dahi onların çiçeklerini solduramaz ve kadehlerini deviremez Çocuğu için ölmesini bilen anne büyük bir şefkat kahramanı, ülkesi ve insanı için hayatını hakîr gören fert bir millet fedâisi, insanlık için yaşayıp onun için ölen kahraman ise, sînelerde taht kurmaya hak kazanmış bir ölümsüzlük âbidesidir Böylelerinin elinde sevgi, her düşmanı yenebilecek bir silah, her kapıyı açabilecek sihirli bir anahtardır Bu silah ve bu anahtara sahib olanlar, bugün olmasa da yarın mutlaka bütün cihanın kapılarını açacak ve ellerinde muhabbet buhurdanlıkları dörtbir yana huzur kokuları saçıp dolaşacaklardır İnsanların gönüllerini fethetmek için en kestirme yol sevgi yoludur Ve sevgi yolu peygamberler yoludur Bu yolda yürüyenlerin yüzlerine kapılar kapanmaz! Ezkazârâ, birisi kapansa bile onun yerine yüzlercesi, binlercesi açılır Bir kere de sevgi yoluyla gönüllere girildi mi, artık halledilmedik hiçbir mes’ele kalmaz Ne mutlu sevgiyi kendine rehber yapıp yürüyenlere! Yazıklar olsun, ruhundaki sevgiyi sezemeyip bütün bir hayat boyu kör ve sağır yaşayan talihsizlere! Ey yüceler yücesi Rabbim, kinlerin nefretlerin, gecenin koyu karanlıkları gibi dört bir yanı sardığı günümüzde, Sen’in sevgine sığınıyor, şu fevkalâde haşerî ve alabildiğine azgınlaşmış yaramaz kullarının gönüllerini, muhabbet ve insanî duygularla doldurman için son bir kere daha kapında inliyor ve iki büklüm oluyoruz

  5. sami Says:

    Açlıktan ölmek var mıdır?"Yerde yürüyen hiçbir canlı hariç kalmamak üzere, rızıkları Allah`ın üstünedir " (Hûd, 6)"Nice canlı mahlûkat vardır ki, rızkını kendisi taşımıyor Onu da, sizi de Allah rızıklandırıyor O hakkıyla işiten, kemaliyle bilendir " (Ankebut, 60)Yukarıdaki âyetlerin ifadesine göre, bütün canlıları ömürleri boyunca rızıklandıran Allah`tır Yaşadıkları sürece de rızıklarını verir; yâni rızık, Allah`ın garantisi altındadır "Peki, açlıktan ölenlerin olduğu söyleniyor Bunu, zikrettiğimiz âyetlerin ışığında nasıl izah edebiliriz?" Bu hususu değişik cihetlerden ele almak mümkündür İnsan vücuduna alınan gıdaların bir kısmı, açlık durumunda harcanmak üzere glikojen ve yağ halinde depolanır Ve bunlar, insanın oldukça uzun bir süre gıda almadan yaşamasını sağlar Doktor Dewey`in bu hususta yaptığı araştırma, oldukça ilgi çekicidir Dört yaşlarında iki çocuk dikkatsizlikle ilaç içtiklerinden, yemek boruları ve midelerinde yanıklar meydana gelmiş ve yemek yiyemez olmuşlardı Zayıf ve narin olan birinci çocuk, vücudundaki yedek gıdaları kullanarak 75 gün yaşadı Daha kuvvetli olan ikinci çocuk ise 90 gün dayandı Açlık anında vücût için hayatî önemi olan organlardan değil, diğerlerinden harcama yapılmaktadır Böyle bir açlık durumunda yağların, keton cisimlerine çevrildiği ve beyin hücrelerinin imdadına gönderildiği, son yapılan araştırmalarla ortaya konmuştur Bu konuda yapılan denemeler, hiçbir şey yemeden ortalama 80 gün kadar yaşanabileceğini göstermiştir Ancak gıdanın kesilmesi birdenbire olmamalıdır Aksi takdirde alışılmış olan âdetin terkinden dolayı vücut zayıf düşüp, ölüme götürebilir Bu hususu îbn-i Haldun şöyle ifade eder: "Kıtlık görülen yerlerde çok yemeye alışanlar, az yemeye alışanlardan çok fazla kayıp verirler Onları öldüren, karşılaştıkları açlık değil, daha önce alışmış oldukları tokluktur " (Canan İbrahim , Hz Peygamberin Sünnetinde Terbiye) Dünyada açlıktan öldüğü söylenen insanların %20`sini Hindistan`da, %35`inİ ise Afrika`da yaşayan, bir yaşın altındaki çocukların meydana getirdiği ifade edilmektedir Anlaşılan odur ki, insan vücudunda ve çevresinde her an hazır bekleyen mikroplar, vücudun zayıf olduğu anlarda hemen bedene hâkim olarak onu alt edebilmektedir Özellikle çocuklar bu hususta en zayıf durumda olduklarından, fazla oranda ölüme maruz kalırlar O halde açtıktan öldüğü söylenenler, rızkın bitmesinden değil, rızkın azalmasından meydana gelen hastalıklardan ölürler Rızık herkese eşit miktarda mı veriliyor?Bu husus Kur`an-ı Kerîm`de şöyle bildirilir: "Allah, kullarından kimi dilerse onun rızkını yayar (genişletir) veya onu kısar Şüphesiz ki Allah, her şeyi hakkıyla bilendir " (Ankebut, 62]Yukarıda mealen beyan edilen âyet-i kerîmeye göre, Cenâb-ı Hak bazı insanlara rızkı bol, bazılarına daha az vermektedir Bunun hikmeti, bir başka âyet-i kerîme İle şöyle ifade edilir: "Eğer Allah bütün kullarına (müsavat üzere, eşit şekilde) bol rızık verseydi, yerde (yeryüzünde) muhakkak ki taşkınlık ederler, azarlardı Fakat O ne miktar dilerse (rızkı o kadar) indirir Şüphe yok ki O, kulların her hâlinden hakkıyla haberdardır, (her şeyi) kemâliyle görendir " (Şûra, 27)Demek ki, dünyada açlıktan Ölen olmadığı gibi, herkese verilen rızık da eşit değil Kimine az, kimine çok Fakat her ne hâl olursa olsun insana düşen; O`nun rahmet kapısını çalmak, O`ndan talep edip istemek Nasıl mı? Meşru yolda çalışarak, sebeplere el atarak Bize düşeni yaptıktan sonra da kısmetimize razı olup O`na tevekkül ederek

  6. ALAADDİN Says:

    5. Sivrisineğin gözünü hâlk eden, güneşi dahi o hâlk etmiştir. Pirenin midesini tanzim eden, manzume-i şemsiyeyi de o tanzim etmiştir.

  7. ALAADDİN Says:

    Altıncı nokta: Nur-u iman, dünya ve âhiret âlemlerini çeşit çeşit nimetlere mazhar iki sofra ile tasvir eder ki, mü\’min olan kimse İmân eliyle ve zâhirî, bâtınî duygularıyla ve mânevî, ruhî olan letaifiyle o sofralardan istifade ediyor. Dalâlet nazarında ise, zevilhayatın daire-i istifadesi küçülür, maddî lezzetlere münhasırdır. İman nazarında, semâvât ve arzı ihâta eden bir daire kadar tevessü eder. Evet, bir mü\’min, güneşi kendi hanesinin damında asılmış bir lüküs, kameri bir idare lâmbası addedebilir. Bu itibarla şems, kamer, kendisine bir nimet olur. Binaenaleyh mü\’min olan zâtın daire-i istifadesi semâvâttan daha geniş olur. Evet, Kur\’ân-ı Mucizü\’l-Beyan âyetlerin belâgatı ile, imandan neş\’et eden şu harika ihsanlara, in\’âmlara işaret ediyor. Güneşi ve ayı da sizin hizmetinize verdi." İbrahim Sûresi: 14:33. "Yerde olanları da sizin hizmetinize vermiştir." Hac Sûresi: 22:65.

  8. ALAADDİN Says:

    Evet, herşeyi kanun ve nizamına itaat ettiren hikmet-i âmme; ve herşeyi süslendirip yüzünü güldüren inâyet-i şâmile; ve herşeyi sevindirip memnun eden rahmet-i vâsia; ve zîhayat herşeyi beslendirip lezzetlendiren rızk-ı umumî-i iâşe; ve herşeyi umum eşyaya münasebettar ve müstefid ve bir derece mâlik eden hayat ve ihyâ gibi, kâinatın yüzünü güldüren, ışıklandıran bedihî hakikatler ve vahdânî fiiller, ziya güneşi gösterdiği gibi, birtek Zât-ı Hakîm, Kerîm, Rahîm, Rezzâk, Hayy ve Muhyîyi bilbedâhe gösteriyorlar. Eğer herbiri birer bürhan-ı bâhir-i vahdâniyet olan o yüzer geniş fiillerden tek birisi Vâhid-i Ehade verilmezse, yüzer vecihte muhaller lâzım gelir.

  9. ALAADDİN Says:

    Evet, eğer gündüzün ziyası ve zemindeki umum parlak şeylerde temessül eden hayalî güneşçikler güneşe verilmezse ve birtek güneşin cilve-i in\’ikâsıdır denilmezse, o vakit zemin yüzünde parlayan bütün cam parçalarında ve su katrelerinde ve karın şişeciklerinde, belki havanın zerrelerinde birer hakikî güneş bulunmak lâzım gelir-tâ ki o umumî ziya vücut bulabilsin.

  10. ALAADDİN Says:

    – Temizlik imandandır. 2- Muhakkak ki Allah çok tevbe edenleri ve çok temizleneleri sever.

  11. DENİZ Says:

    Cihadın Gayesi Nedir?Bazıları savaşı şu gayelerle yapmaktadırlar:-Yeryüzünü istila,-Ganimet elde etmek,-Sömürgeler, pazarlar, hammadde kaynakları bulmak,-Bir tabakanın, başka bir tabakaya, bir milletin başka bir millete hakimiyeti… gibi gayeler için savaşırlar.Müminler ise, Allah yolunda savaşırlar. Ulvi değerler uğrunda cihad ederler. Rızay-ı İlahi yolunda gayret gösterirler. Müminlerin mücadelesi, bir fazilet mücadelesidir. Kur’an-ı Kerim\’de, cihad ve kıtal (savaş) ifadelerinin geçtiği yerlerde, devamlı "fi sebilillah" (Allah yolunda) kaydının bulunması, son derece dikkat çekici bir durumdur. Allah yolunda olmayan bir mücadelenin, bir savaşın, hiçbir kıymeti yoktur.İslam hür bir ortamda tebliğ edilebilmeli, bu dine girmek isteyenlere engel olunmamalı ve bu dini yaşamak isteyen her fert, serbestçe yaşayabilmeli, kimse dininden dolayı fitneye düşürülmemeli, ezaya maruz kalmamalıdır.İşte cihad, bu hürriyetleri sağlamak ve bu hususta ortaya çıkan engelleri aşmak içindir. Önündeki engeller kaldırıldığında, bütün insanlığın koşarak gireceği tek İlahi din, İslam olacaktır.Her türlü fitneye son vermek, sulh ve sükuneti sağlamak, müslümanlar için varılması gereken bir hedeftir. Öyle ki, dünyanın uzak bir köşesinde gayr-i müslim bir devlet, bir başka gayr-i müslim devlete zulmetse, müslüman devletler bu fitneye müdahale etmeli, haddi aşanlara, hadlerini bildirmelidir.Ramadan Glad TidingsWe start to live a season full of light and prosperity with the first day of Ramadan. The universe becomes cheerful; the world is filled with a luminous atmosphere coming from Paradise. The holy residents of lofty worlds surround the believers in groups. The month of Ramadan brings glad tidings from the country of mercy, greetings and hopes of forgiveness from the Lord of the universe… http://www.questionsonislam.com/

  12. DENİZ Says:

    Selamun Aleykum Sevgili Semra Kardeşim.O kadar güzel blog hazırlıyor okadar güzel yazı ve resim ekliyorsun ki insan kendisini yeryüzü cennetinde sanıyor.Ve senin bu gayretli çalışman neticesinde Türkiyede ve dünyada islama karşı hızla bir ilgi merak ve teslimiyyet oluşuyor.Allah senden razı olsun.Allah her işini hayırla başlayıp hayırla bitiren kullarından eylesin Aminn.Sen SPACES\’İN KRALİÇESİSİN.

  13. Suğra Says:

    Rabb\’im!Rızan için Senin;Senin hoşnut olman için;Bütün Yarattıklarına merhametle bakmamı nasip eyle!Merhamet ve iyilik kök salsın kalbimde ne olur Rabb\’im!Ber Adının hakkı için;Kusurlarımı ört Rabb\’im!Günahlarımı bağışla!Sevdiğim şeylerden infak etmemi nasip eyle!Ber Adınla Rabb\’im beni Berran eyle!Öyle ki;Sağ omzumdaki Meleğinin tebessümü hiç silinmesin yüzünden!Sen razı ol!Sen hoşnut ol benden!Hesap Günün geldiğinde Rabb\’im;Ber Adının hürmetine Berran olanlarla bir safta olsun ruhum!Ruhum ve kalbim iyilik yapanlarla bir safta olsun!Ve "O Gün" beni sen Berran adımla çağır ne olur!İki cihanda Rabb\’im beni tüketmeSen razı ol,Sen hoşnut ol benden! Âmin! Âmin! Âmin!Yüreğine sağlık canım arkadaşım seni çok seviyorumSelam ve dua ile…V\’el hamdülillahi Rabbi\’l âlemin!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: