Sence Yaşamak nedir!?

Bongao by Farl.
Alışmak kör ediyor, sağır ediyor yaşamaya…
Ne günün farkındasın, ne ölenlerin, ne düğünün, ne de gecenin…
Güneşi görür müsünüz gözlerinizde, yıldızların pır pır ettiğini, ha!
Yoksa, nedir içindeki/dışındaki yaşamak?
Hep bir hayretin gözüyle bakmak…
Şöyle göz göze gelmek mesela bir meyvenin gülümsemesiyle…
Atmak mahmurluğu üzerimizden bir kefeni sıyırır gbi…
Tutmak tefekkürün dallarından…
Bir sabah hani mavili beyazlı bilmem daha “ne”li incecik açmış bir sarmaşıkla sarmaş dolaş olmak…
Ne bileyim unutmak arada işe güce gitmeyi…
Görmelere/duymalara/bakmalara “vakit” ayırmak…
Ayrılmak gürültüsünden şehrin…
Ne bileyim işte; iş edinmek suların şırıltısını dinlemeyi…
Hanımellerini koklamaya durmak bir köşede…
Çığlığını duymuş muydun baharın…
Kardaki izlerini yaşamanın…
 Ağaçların dökerken yapraklarını ağladığını…
 Gölgelerdeki koyuluğun cazibesi çağırmadı mı seni?
Sahi sen unuttun mu:
“Yaşamak nedir?”i…
 
”Çok uzun sürdü; yaşamak!” diyorum. “Yarım asır”dır yeryüzündeyim. “Bitkinlik ve bilmişlik” duygusu “aynı anda” bastırıyor artık!

-Haşmet Babaoğlu –

Bir Yanıt to “Sence Yaşamak nedir!?”

  1. ALAADDİN Says:

    BEŞİNCİ BÜRHAN

    Ey vesveseli arkadaş! Gel, bu azîm sarayın nakışlarına dikkat et. Ve bütün bu şehrin zînetlerine bak. Ve bütün bu memleketin tanzimâtını gör. Ve bütün bu âlemin san’atlarını tefekkür et.

    İşte, bak: Eğer nihayetsiz mucizeleri ve hünerleri olan gizli bir Zâtın kalemi işlemezse, bu nakışları sâir şuursuz sebeplere, kör tesadüfe, sağır tabiata verilse, o vakit, ya bu memleketin her bir taşı, her bir otu öyle mu’ciznümâ nakkaş, öyle bir hârikulâde kâtip olması lâzım gelir ki, bir harfte bin kitâbı yazabilsin, bir nakışta milyonlar sanatı derc edebilsin. Çünkü, bak bu taşlardaki nakşa; Haşiye 8 her birisinde bütün sarayın nakışları var, bütün şehrin tanzimât kanunları var, bütün memleketin teşkilât programları var. Demek bu nakışları yapmak, bütün memleketi yapmak kadar hârikadır. Öyle ise, her bir nakış, her bir sanat, o gizli Zâtın bir ilânnâmesidir, bir hâtemidir.

    Mâdem bir harf kâtibini göstermeksizin olmaz; sanatlı bir nakış, nakkaşını bildirmemek olmaz. Nasıl olur ki, bir harfte koca bir kitâbı yazan, bir nakışta bin nakşı nakşeden nakkaş, kendi kitabıyla ve nakşıyla bilinmesin?

    ALTINCI BÜRHAN

    Gel, bu geniş ovaya çıkacağız. Haşiye 9

    İşte, o ova içinde yüksek bir dağ var. Üstüne çıkacağız, tâ bütün etrafı görülsün. Hem her şeyi yakınlaştıracak güzel dürbünleri de beraber alacağız. Çünkü, bu acîb memlekette acîb işler oluyor. Her saatte hiç aklımıza gelmeyen işler oluyor.

    İşte, bak: Bu dağlar ve ovalar ve şehirler birden değişiyor. Hem nasıl değişiyor! Öyle bir tarzda ki, milyonlarla birbiri içinde işler, gayet muntazam sûrette değişiyor. âdetâ milyonlar mütenevvi’ kumaşlar birbiri içinde beraber dokunuyor gibi, pek acîb tahavvülât oluyor.

    ——————————————————————————–

    Haşiye 8: Şecere-i hilkatin meyvesi olan insana ve kendi ağacının programını ve fihristesini taşıyan meyveye işarettir. Zîrâ kalem-i kudret âlemin kitâb-ı kebîrinde ne yazmış ise, icmâlini mahiyet-i insaniyede yazmıştır; kalem-i kader dağ gibi bir ağaçta ne yazmış ise, tırnak gibi meyvesinde dahi derc etmiştir.

    Haşiye 9: Bahar ve yaz mevsiminde zeminin yüzüne işarettir. Zîrâ yüz binler muhtelif mahlûkatın tâifeleri, birbiri içinde beraber icad edilir, rûy-i zeminde yazılır; galatsız, kusursuz, kemâl-i intizamla değiştirilir. Binler sofra-i Rahmân açılır, kaldırılır; taze taze gelir. Her bir ağaç birer tablacı; her bir bostan birer kazan hükmüne geçer.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: