Kader…

Kına gecesinde bir güzel gelin.. by Özlem Uluğ.
 
….aklımla düşünüp elimle işlediğim,
vebalini de kader diye Allah’a yüklediğim
yazı…

Bir Yanıt to “Kader…”

  1. ALAADDİN Says:

    Kader, ölçme-biçme, biçime koyma ve şekillendirme demektir. Arapça’da fiil şekliyle ‘Ka de ra’ dediğimiz zaman, ‘takdir etme, belli hisselere ayırma ve herkese bir pay çıkarma’ manâlarını anlarız. ‘Tef’il babında ise, ‘Kad de ra,’ ‘hükmetti, kazada bulundu, hükmünü geçerli kıldı’ manâsınadır. O halde kader, “Mâ yükaddirullahü mine’l-kadâ ve yahkümü bih”, yani “Allah’ın kazâdan takdir ettiği ve hükmettiği şey” demektir.

    Mevzûyu derinlemesine ele almadan önce, kaderle alâkalı bazı ayetleri mealen vermede fayda mülâhaza ediyoruz: “Gayb’ın anahtarları, O’nun yanındadır, onları ancak O bilir. (O) karada ve denizde olan her şeyi bilir. Düşen bir yaprak -ki, mutlaka O’nu bilir,- yerin karanlıkları içinde gömülen dane, yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta olmasın.” (En’am, 6/59)

    “Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki, apaçık bir kitapta bulunmasın.” (Neml, 27/75)

    “Şüphesiz Biz, ölüleri diriltiriz ve önden gönderdikleri ve arkada bıraktıklarını yazarız. Zaten Biz, her şeyi apaçık bir kütüğe kaydetmişizdir.” (Yasin, 36/12)

    “(Eş şani yüce Nebî!) Doğrusu sana vahyedilen bu kitap, Levh-ı Mahfuz’da bulunan şanlı bir Kur’an’dır.”(Bürûc, 85/21-22)

    “Doğru sözlü iseniz bildirin, bu azab sözü ne zamandır?” derler. De ki: “Onu bilmek ancak Allah’a mahsustur. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.” (Mülk, 67/25-26)

    Kazâ ile Kader, bir manâda aynı, diğer manâda ise kader, Allah’ın takdiri, kazâ ise, bu takdiri infaz ve yapılacak şeyin edâ edilmesi ve hükmün yerine getirilmesi demektir. Kader, sonsuz ilme sahip, geçmiş, hal ve geleceği bir nokta gibi görüp bilen -esasen kendisi için geçmiş, hal ve gelecek diye zaman dilimleri bahis mevzuu olmayan- Cenâb-ı Hakk’ın, mikro âlemden makro âleme, zerrelerden sistemlere ve gelecekteki bütün hayatıyla ‘normo âlem’ insana kadar en küçükten en büyüğe bütün kâinatı, ilmî plânda, ilmî vücutlarıyla plânlayıp programlaması, plân ve projeleriyle kesip biçmesi, tayin, tespit, tasnif ve takdir etmesi ve bütün bunları tasarı ve ilmî plândan alıp, irâde, meşîet, kudret plânına geçirmesi ve haricî vücut meşherlerinde, halk âleminde göstermesi için, hemen her şeyi, daha olmadan evvel ‘mübîn’ bir Kitapta tespit ve takdir etmesidir.

    Evet ‘Kitab-ı mübîn’, henüz zuhur silsilesinde yerini almaya başlayan eşyayı, Levh-i Mahv ve İspatta ve Levh-i Mahfuz’un istinsahları halinde Allah’ın mükerrem meleklerinin yazması demektir. Ve yine Kader, insanın kesbiyle Allah’ın (cc) yaratmasının mukareneti ve beraberliğidir. Yani insan, bir işe mübaşeret edip, irâdesiyle o işin içinde bulunduğunda Allah (cc) dilerse o işi yaratır. İşte kader, bu iki ana hususu ezelî ve sonsuz ilmiyle olmadan evvel bilen Allah’ın (cc), yine olmadan evvel tespit buyurmasıdır.

    Kader, insanın kesb ve irâdesi hesaba katılmadan düşünülemez. Kâinatta kader, plân, program, ölçü ve denge hâkimdir. “Allah, her dişinin neyi yüklendiğini ve rahimlerin neyi eksiltip artırdığını bilir. O’nun yanında her şey bir mikdar iledir.” (Ra’d, 13/8) “Arzı da yaydık; oraya sağlam dağlar attık ve orada ölçülü mütenasip şeyler bitirdik.” (Hicr, 15/19) “Göğü yükseltti ve mîzânı koydu.” (Rahman, 55/7).

    Kâinatta öyle şamil ve geniş dairede bir kader hâkimdir ki, onun dışında hiç bir şey tasavvur edilemez. Kâinatı yaratan Allah (cc), çekirdeğin çatlamasından bahara, insanın doğuşundan yıldızların ve galaksilerin doğuşlarına kadar her şeyde muhît ilmiyle öyle bir plân ve program tespit buyurmuş ve bir kader tayin etmiştir ki, dünden bugüne dünyânın dört bir yanındaki ilim adamları ve araştırmacılar, binler eserleriyle bu nizam, bu âhenk ve bu takdire tercüman olmaya çalışmaktadırlar. Bir kısım Marksistlerin bile, ‘determinizm’ gibi değişik ad ve unvanlar altında kabul ettikleri umûmi disiplinler, dost-düşman, inanmış-inanmamış herkesin kâinatta bir plân ve kaderin bulundunu kabul etmesi bakımından çok önemlidir. Marksistlerin anladığı manâda bir determinizm, bizim için hiçbir zaman söz konusu değildir. Biz sadece, farklı bir manâda dahi olsa, meseleye kader açısından temas etmek istedik. Gerçi, İbn Haldun gibi bir kısım İslâm müellifleri de bir nevi determinizme taraftar görünür ve son dönem batı düşüncesinde, meselâ Historisizm’de olduğu gibi, bu determinizmi toplum hayatına da teşmil ederler ama biz, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat düşüncesi içinde bunu belli şartlara bağlar ve ‘belki’lerle ifade ederiz. İşte biz de bu ölçüler içinde, insan irâdesinin de dahil olduğu her şeyde küllî bir kaderin hâkim olduğuna inanırız. Evet, nasıl ki bir saat veya bir bina yaparken önce bir plân ve proje çizer, fizibilite çalışmalarında bulunur ve hassas ölçüler ve çizgilerle ilerde ortaya çıkacak şeklin takdiratını yaparız; öyle de, şu baş döndürücü sistemlerin ve şu atomlar âlemiyle insanların kendi aralarında ve kendi içlerinde biribirleriyle olan münasebetlerinin belli bir bir plân ve program haricinde olması düşünülebilir mi? Bir saat gibi bozulmadan, en ufak bir çarpma ve çarpışma olmadan idâre edilip giden şu madde âlemindeki nizam ve dengenin binde biri kadar bir sistem veya sistemler dev bilgisayarlarla bile yürütülemezken, baş döndürücü büyüklüğü ve ihtişamıyla şu koca kâinatları plansız, programsız, düşünmeye imkân var mıdır?

    Çekirdek ve tohumlar, kader yüklü sandukçalardır. İlerde geçireceği her bir safhasıyla ağacın bütün hayatı, çekirdekte kaydedilmiştir. Yapı îtibâriyle birbirinin aynı görünen ve aynı basit maddelerden meydana gelen pek çok çekirdek, toprağa düştüğünde, çeşit çeşit çiçekler, binbir türde bitkiler ve ağaçlar meydana gelmektedir. Her bir çekirdek, kaderin kendine biçtiği, ya da kendine kader yapılan ölçü içinde ilmî, mânevî bir suret ve şekil alıp, kendine has biçim ve elbiseyle toprak üstünde tüllenir ve seyreden gözlere arz-ı endam eder. Binlerce terzi, yıllarca çalışsa, değil bunca çiçek ve bitkiye, tek bir ağaca bile böyle bir elbise dikemeyecektir. Oysa yüzbinlerce ağaç, belki yüzbinlerce yıldır, hiç bir ölçü, kesim ve dikiş hatası yapılmadan, adeta ısmarlama dikilmiş elbiseleri birbiri ardınca giyip çıkarmaktadır. Acaba bunu yapan gerçekten kendileri midir, yoksa onlara o kalıbı, o şekli, o kaderi veren bir yüce takdir edici midir..?

    Belli bir kader ve programa tâbi olduğundan dolayı bir sperm asla yalan söylemez; kromozomların dili, RNA ve DNA’nın şaşmaz vazifesi ve hücrelerin beyanıyla, ağız, dil, dudak, göz, kaş, kulak, sîma, duygu ve kabiliyetler gibi pek çok safhalardan geçip “İnsan olacağım” der ve olur.

    Astrofizikçilere göre, kâinatın her noktasında hangi buutların var olduğu ve bu noktalarda hangi manyetik etkinin ne tarzda bulunduğu az da olsa bellidir. Çünkü, geometrik yerler ve kuvvetlerin şiddeti önceden vardır. Kompüterlerin keşfiyle de anlaşılmıştır ki, atomlardan galaksilere kadar kâinatta yaratılan her varlık yaratılışıyla birlikte programlanmaktadır; evet, her şey önce Levh-i Mahfuz’da tayin ve tespit edilmiştir…

    İlgili Yazılar:
    Allah Niçin Kullarını Bir Yaratmadı? Kimini Kör, Kimisini Topal Olarak Yarattı?
    Bazılarına Mal, Mülk; Bazılarına Dert Keder Eşitsizlik Değil mi?
    Ben Sizin Rabbiniz Değil miyim? Sualine “Evet Rabbimizsin” İle Cevap Verildiğine Aklî Delil Var mı?
    Günahı İnsan mı İşler Yoksa Ona İşleten mi Var?
    İlm-i İlâhî ve Kader’le Münasebeti
    M.F. GÜLEN

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: