Yerinde Say…!

semra012 (1)
Tiryaki Sözleri’nde:”Yerinde sayanlar; yürüyenlerden daha fazla ses çıkarır.” diyor bir aforizmasında yazar.
Yani; tatlı tatlı, acı acı; “çakılıp kalma” meraklılarını aforize ediyor. Afralarından tafralarından geçilemeyen “yerinde say“cılara, yakamızdan elinizi çekin, diyor. “Yerinde say!”
Neden yerinde?
Hiç de yerinde değil.
Olmadığını gördük de…
 Fukaralık, bedenimizi, ruhumuzu lime lime etmiş.
 Kavga, sıkmış yumruklarını.
İşte, “yerinde say” böyle şeyler olsa gerek.
Resmî kıyafetlerin kifayetsizliğini görmek için daha nasıl bir göz lazım ki…
sem-5

6 Yanıt to “Yerinde Say…!”

  1. Ömer Says:

    "Yerinde Say" bir askeri deyimdir.Durulacağı yakın demektir.çünkü hareket bitmiş duraklama başlamıştır."yerinde saymak" yorulmuşlar için bir ferahlıktır.Takati kesilmiştir.Amacı bitmiştir.Ama uzun soluklular için.Hedefini uzak tutanlar için yerinde saymak bir kayıptır."Yerinde say" diyenler Maraton koşucusuna fuzuli vakit harcatmaktadırlar.Helede "10 Yılda Bir yerinde Say" denilirse .Varılacak hedefe ulaşmak bir hayli zordur.Hiç bir zaman "yerinde Say-ıklamamak umuduyla esen kal Esen kalın.ömer Karaahmetoğlu

  2. ALAADDİN Says:

    Ey arkadaş! Bütün lezzetler imanda olduğu gibi, bütün elemler de dalalettedir. Bunun izahı ise: Bir şahıs, kudret-i Ezeliye tarafından, adem zulümatından şu korkunç dünya sahrasına atılırken gözünü açar, bakar. Bir lütuf beklediği zaman, birden bire, düşmanlar gibi, hastalıklar, elemler, belalar hücum etmeye başlarlar. Bir medet, bir yardım için müsterhimane tabiata ve anasıra baktığı vakit, kasavet-i kalble, merhametsizikle karşılaşır. Ecram-ı semaviyeden istimdat etmek üzere başını havaya kaldırır. O ecram, atom bombaları gibi dehşetli ve heybetli halleriyle gözüne görünür. Hemen gözünü yumar, başını eğer, düşünmeye başlar. Bakar ki, hayati hacetleri bağırıp çağırmaya başlarlar. Bütün bütün tevahhuş ederek hemen kulaklarını tıkar, vicdanına iltica eder. Bakar ki, vicdanı, binler amal (emeller) ve emani ile dolu gürültülerinden cinnet getirecek bir hale gelir. Acaba, hiçbir cihetten hiçbir teselli çaresini bulamayan o zavallı şahıs, mebde ile meadı, Sani ile haşri itikad etmezse, onun o vaziyetinden Cehennem daha serin olmaz mı? Evet, o biçare, havf ve heybetten, acz ve ra\’şetten, vahşet ve gönül darlığından, yetimlikle meyusiyetten mürekkep bir vaziyet içinde olup, kudretine bakar; kudreti aciz ve nakıs. Hacetlerine bakar; def edilecek bir durumda değildir. Çağırıp yardım istese, yardımına gelen yok. Her şeyi düşman, her şeyi garip görür. Dünyaya geldiğine bin defa nedamet eder, lanet okur. Fakat o şahsın, sırat-ı müstakime girmekle kalbi ve ruhu nur-u imanla ışıklanırsa, o zulmetli evvelki vaziyeti nurani bir halete inkılap eder. Şöyle ki: O şahıs, hücum eden belaları, musibetleri gördüğü zaman, Cenab-ı Hakka istinad eder, müsterih olur. Yine o şahıs, ebede kadar uzanıp giden emellerini, istidatlarını düşündüğü zaman, saadet-i ebediyeyi tasavvur eder. O saadet-i ebediyenin maü\’l-hayatından bir yudum içer, kalbindeki emellerini teskin eder. Yine o şahıs, başını kaldırıp semaya ve etrafa bakar, herşeyle ünsiyet peyda eder. Yine o şahıs, semadaki ecrama bakar; hareketlerinden dehşet değil, ünsiyet ve emniyet peyda eder ve onların o hareketlerini ibret ve hayretle tefekkür eder. Yine o şahıs, ecram-ı ulviye ile öyle bir kesb-i muarefe eder ki, hangi bir cirme bakarsa baksın, o cirmlerden "Ey arkadaş, bizden tevahhuş etme. Hareketlerimizden korkma. Hepimiz bir Halıkın memurlarıyız" diye, me\’nus ve emniyet verici sesleri kalben işitmeye başlar. Hülasa: O şahıs, evvelki vaziyetinde, vicdanındaki o dehşetli ve vahşetli ve korkunç alam-ı şedideden kurtulmak için, tesellilerle hissini iptal ve sarhoşlukla o halleri unutmak ister. İkinci haletinde ise, ruhunda yüksek lezzetleri ve saadetleri hisseder; kalbini ikaz, vicdanını tahrik edip ruhunu ihsas ettikçe o saadetler ziyadeleşir ve ona manevi cennetlerin kapıları açılır. -1- ——————————————————————————–1- Allahım! Bu sure hürmetine bizi sırat-ı müstakimde yürüyenlerden eyle. Amin.

  3. ALAADDİN Says:

    Sufi durduğu yerde koşar:Dâhil-i keştî olup azm et devânCânib-i maşûka çün rûh-ı revân 4/567Kimi koşar görünür ama yerinde durmadadır. Kimisiyse dururken de koşmadadır. Gemideki adam yerinde durmada ama gemi onu menzili maksuduna uçurmada. Gemiyi rüzgar götürür, sen de gönül yelkenlisini aşkın rüzgarlarıyla doldur ve durduğun yerde sevgiliye doğru koş. Diğer taraftan mürşidin seni sevdiğine götüren bir gemidir. Sen de böyle bir gemiye binmişsen yerinde saymaktan ve yolda kalmaktan korkma.

  4. ALAADDİN Says:

    Kim susar kim konuşur:Bil hamûşî bahr u nehr oldu suhenCûyı ko azm idegör deryâya sen 4/2083Nehir baştanbaşa dil kesilmiştir de ulaştığı hakikatleri söyler durur. Oysa nehir yoldadır, henüz amacına varmamıştır. Bütün suların son durağı olan deniz ise sukundur. Zira denizden öteye varacak yol kalmamıştır. Demek ki hakikat sustuğunda da hal lisanıyla haykırmaktadır. O halde sen kale değil nazar et, nehri değil deryayı gözle.

  5. ALAADDİN Says:

    Nereye koşuyorsun:Niceler bî-câ idüp azm-i seferMenzil-i maksûdunu eyler güzer 4/3257Pek çok insan yakında olanı uzakta arar. Hazine eşiğinin altındadır ama hırs ve sabırsızlık onu uzaklara doğru sefere çıkarmıştır. Doktoru hemen yanıbaşında iken o semt semt doktor arar. Okunu vuracağı ava değil vuramayacağına atar. Böylece ömür sermayesini yele verir ve elinde yol yorgunluğu kalır.

  6. Alberto Says:

    Thanks my friend, "for Friendship!..And that Allah is with you….(Alberto).

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: