Ahmak / … …

zaman.... / time... by paşanınyeri.

Doğu medeniyetinde ahmaklık üzerine sayısız hikâyeler anlatılmış, pek çok kitaplarda bölümler yazılmıştır. Bunların tamamı ahmaklıktan kaçınmak ve insanları hamakattan uzaklaştırmak içindir. Bilmiyorum Batı dünyasında da hamakat üzerine kitaplar yazılmış mıdır; yahut oralarda da ahmaklık bizdeki kadar yaygın mıdır?!.. Ahmaklık öyküleri içinde en ziyade hoşa giden bir tanesini Mevlânâ hazretleri Mesnevi’sinde yazmıştır. Hz. İsa’nın ahmaklardan kaçış öyküsüdür bu. Özetleyelim (b.2570-2597):

“Hz. İsa, dağa doğru kaçıyordu. Gören, peşinde bir aslan var sanırdı. Birisi ardından yetişip sordu:

-Hayrola! Kuş hızıyla kaçmak niye? Peşinde birisi yok!

Hz. İsa telaşından onu duymadı bile; cevap vermeden koşmaya devam etti. Adam da peşinden… Sonunda tekrar yetişip bağırarak sordu:

-Allah için azıcık dur! Böyle kaçışın dert oldu bana. Kimden kaçıyorsun? Peşinde ne bir düşman, ne bir canavar var!..

-Ayağımı bağlama benim. Kaçtığım bir ahmaktır, bırak da kendimi kurtarayım.

-Hayret!.. Nefesi ile körleri ve sağırları iyileştiren sen değil misin?

-Benim!

-O halde neden korkuyorsun ey temiz ruh! Her istediğini yaptıktan, her mucizeye sahip olduktan sonra kim sana kul olmaz?! Kim önünde köle olmaz?!..

-Ruhu yaratıp ona örneksiz beden giydiren Allah’a; tertemiz sıfatlarının ve adlarının hürmetine göklerin yaka yırttığı Allah’a yemin ederim ki onun ism-i azamını sağıra okudum kulağı açıldı; köre okudum gözü görür oldu, kayalık bir dağa okudum, dağ çatladı; ölmüş bir adamın cesedine okudum, adam dirildi; hiçbir şey olmayana okudum, meydana geldi, fakat ahmakların gönlüne okudum, hem de sevgiyle, şefkatle yüz binlerce kere okudum, yine de faydası olmadı. O ahmak bir taş kesildi de ahmaklık tabiatından dönmedi, çorak bir kum oldu da bir tek ot bitmedi.

İsm-i azamın her şeye tesiri olduğu halde ahmağa tesir etmemesinin nedir hikmeti? Onlar da hasta, bu da hasta; onlara derman oluyor da neden buna olmuyor?

Hamakat Allah’ın bir kahrıdır. Hastalıklar, körlük, sağırlık ise kahır değil, bir belaya uğrayıştır. Ahmaklık insana vurulmuş İlahi bir dağlama mührüdür ki kimse çaresini bulamaz.

KİNAYE

Muallim Cudî Efendi Selanik İdadisi’nde bir gün, sersemce ve tembel bir çocuğun dersi dinlemeyerek, yanındakini de konuşturduğunu görmüş. Çocuğu yanına çağırıp eliyle kapıyı işaret ederek:

-Dışarı çık, demiş. Seni hamakat bekliyor.

Çocuk kelimeyi isim sanıp çıkmış. Bir dakika sonra geri girmiş:

-Kimseyi bulamadım efendim!

Cudî Efendi, zehirli bir gülüşle:

-O senden ayrılmaz. Otur yerine, dilini tut.İskender Pala / Zaman

Bir Yanıt to “Ahmak / … …”

  1. ALAADDİN Says:

    Kuşun Üç Nasihati

    Bir avcı tuzakla bir kuş yakalamış. Kuş dile gelip demiş ki:

    “Efendi, sen şimdiye kadar nice sığırlar, koyunlar ve develer yemiş doymamışsın, şimdi benim gibi üç dirhemlik bir kuşun etiyle mi doyacaksın? Beni serbest bırak ki işine yarayacak üç nasihatte bulunayım. Yalnız bu üç nasihat için üç de şartım var; birini elindeyken, öbürünü salıverince, üçüncüyü ise ağacın dalına konunca söylerim.”

    Adam şartları kabul edince kuş ilk nasihat olarak:

    “Biri sana aklının kabul etmeyeceği bir şey söylerse sakın inanma.” demiş.

    Sonra adam ikinci nasihatın şartı olarak kuşu serbest bırakmış. Kuş uçup giderken tavsiyesini yapmış:

    “Sakın geçmiş şeye üzülüp hayıflanma!”

    Fakat ağaca konduğunda ilginç bir şey söylemiş:

    “Biliyor musun, ne büyük bir servet kaçırdın. Benim kursağımda on dirhem ağırlığında bir inci var. Eğer beni bırakmasaydın bu inci sadece seni değil çocuklarını bile zengin etmeye yeterdi!”

    Avcı bu sözleri duyunca; eyvahlar olsun diye dövünmeye, çırpınmaya başlamış. Daha sonra kuşa:

    “Bari üçüncü nasihatını de söyle.”” diye seslenmiş. Ama kuş:

    “A nadan! Sanki evvelki tavsiyelerimi tuttun da şimdi de üçüncüyü mü istiyorsun! Ben ilk nasihat olarak sana; “Aklın kabul etmeyeceği şeye inanma.” demedim mi? Oysa sen benim gibi üç dirhemlik bir kuşun kursağında 10 dirhemlik inci olduğuna hemen inandın. İkinci olarak sana; “Geçmiş şeye üzülme!” dedim, ama sen saçını sakalını yoldun. O halde üçüncü nasihatı duymasan da olur, deyip uçmuş gitmiş. (4/87)

    Demek ki ahmağa yapılan nasihat yerini bulmuyor, hemen buharlaşıyor. İşte yukarıya aldığımız beyit, bu hakikati ifade etmekte. Beyitte, Mevlânâ ahmağa yapılan nasihatleri tohumun kötü toprakta çürümesine benzetiyor. Cahil bütün faydalı tavsiyeleri kendi içinde çürütür, işe yaramaz hale getirir. Diğer bir benzetişle de ahmak pervane gibidir; pervane mumda kanadını yakar ama ders almaz, aynı ateşe tekrar tekrar düşer.

    Ahmağa bir şey anlatmak mümkün olsa bunu en iyi kimler yapardı? Şüphesiz mucize sahibi peygamberler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: