İnşirah Ya Rab İnşirah…

بسم الله الرحمن الرحيم

 

أَلَمْ نَشْرَحْ لَكَ صَدْرَكَ

 

وَوَضَعْنَا عَنكَ وِزْرَكَ

الَّذِي أَنقَضَ ظَهْرَكَ

 

وَرَفَعْنَا لَكَ ذِكْرَكَ

 

فَإِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

 

إِنَّ مَعَ الْعُسْرِ يُسْرًا

 

فَإِذَا فَرَغْتَ فَانصَبْ

وَإِلَى رَبِّكَ فَارْغَبْ

 

Burası dünya ve biz artık çok sıkıldık
alıp başımızı sana gelmek istiyoruz
sana gelmek orada kalmak istiyoruz
çok unuttuk hatırlamak istiyoruz
başımızın okşanmasını
gözyaşımızın silinmesini
kolumuza girilmesini istiyoruz
yağmurunu ve meleklerini yeniden istiyoruz (…)
elimiz açık başımız ve ruhumuz secdede durmuş bekliyoruz
sevdiklerin aşkına
sevenlerin aşkına
inşirah inşirah inşirah
ayetin değil miyiz senin Ya Allah


  İBRAHİM SADRİ 

Bir Yanıt to “İnşirah Ya Rab İnşirah…”

  1. Kötümserlik ekolünün önde gelen filozoflarından Alman Arhur Sehopenhaver (Artur Şopenhavr 1788-1860) dünya için, “olabilecek dünyaların en kötüsü” demiş, aynı çizginin temsilcilerinden Ebu’l Âla Maarri (973-1057) de hayata gelmeyi cinayet saymış, evlendiği için dünyaya gelmesine sebeb olan babasını katillikle suçlamış ve mezar taşına şunları yazdırmış “Babam benim katilimdir, ben ise kimsenin katili değilim” zira âma olan Maarri evlenmediği için başka birinin doğmasına, netice itibariyle de ölmesine sebep olmamıştır.

    Hayatın sonundaki ölüme ve dünyadi olumsuzluklara bakarak hayata hiç gelmemek mi daha iyi, yoksa her şeye rağmen varlık âlemine doğmak mı daha iyi? Bu sorunun cevabı eşya ve olaylara iman veya inkar gözüyle bakmaya göre değişir. Doğum öncesi ve ölüm sonrasına vahyin aydınlığından mahrum olarak bakanlar, tesadüf karanlığından gelip tesadüf karanlığına gideceğine inananlar için varlık netice itibariyle sonsuz bir kayıp ve sessiz bir hiçliktir. Onlar için dünyaya gelmek kaybolmaya ve kaybetmeye gelmektir. Üstelik hastalıklar, yoksulluklar, haksızlıklar, cinayetler ve sefaletler de işin cabası…
    Vahyin aydınlığında varlık ve olayların arka planını görebilenler için ise dünyaya gelmek en büyük nimettir. Zira yokluk karanlık, varlık ise aydınlıktır. Yokluk üzerinde konuşulmaz. Bütün değerler kendini varlık üzerine gösterir “ göklerin ve yerin nurudur” (Nur; 35) ayetini bazı müfessirler; göklerin ve yeri yokluk karanlığından varlık aydınlığına çıkarandır. Şeklinde tefsir etmişlerdir. En korkunç şey yokluk ve yok olmaktır. Bir batılı düşünür; yok olmaktansa cehennemde var olmayı tercih ederim demiş. Hayatı kötü görenler bile her şeye rağmen yaşama mücadelesini veriyorlar. İntiharı anormal ve istisnai bir durum sayarsak hiç kimse kendiliğinden ölmeyi tercih etmez, insandaki var olma duygusuyla, yok olma korkusu, var olmanın en büyük nimet olduğunu göstermektedir. Bütün mücadeleler var olma mücadelesidir. Yere atılan bir tohum bile çatlar. Zayıf-nahif varlığıyla filiz, sert toprağı yarıp gün yüzüne çıkmanın, varlık âleminde boy göstermenin savaşını verir. Çoluk-çocuk sahibi olmak bir bakıma var olmayı sürdürmenin, unutulmamanın vesilesi olduğu için arzu edilir. Hiç kimse ebter (Nesli kesik) olmak istemiyor. Çocukların da bir gün öleceği bilindiği halde her şeye rağmen çocuk sahibi olunmak isteniyor, bunun için her çareye baş vuruluyor.

    Yaş günü kutlamalarında “iyi ki doğdun” deniyor“Neden doğdun?” denilmiyor.
    Ölüme bakarak doğmanın kötü olduğu söylenirse, battıkları için güneşin, ayın ve yıldızların doğuşuna da itiraz etmek gerekir. Sonbahar gelecek diye ilkbahara karşı çıkmak ne kadar abesse sonunda ölüm var diye doğmaya karşı çıkmak da o kadar abestir. Üstelik ölüm yok olmak değil, ebedi var olmanın kapısıdır. Dünyada var olmak ahirette de var olmanın şartıdır. Fânî hayat olmadan bâki hayat olmaz. Mutlak bekâ sadece ’a hastır. Dünyaya gelmek, dünyadan gitmenin başlangıcı olmakla beraber, ebedi var olmanın da başlangıcıdır. Dünya âhirete uzanan köprüdür. ve âhiret inancı olmasaydı hayatın da bir anlamı olmazdı.

    İman sayesinde, kötü zannedilen şeyler bile iyiliğe dönüşebilir. Bir şeyin kötü olması ya insanın kullanımından veya eşya ve olayların arka planının bilinmemesindendir. Bir arslanın ceylanı parçalaması fevkalade kötü ve korkunç görülebilir. Fakat olaya yavruları doyurmak ve ihtiyaç gidermek şeklinde yaklaşılırsa durum farklı olur. Nitekim insanların et yemesi de hayvanların boğazlanması sayesindedir. Ameliyat canlıya geçici bir acı verir, fakat sonunda uzun müddet acısız bir hayata vesile olur. Hz. Musa ile Hızır kıssasında olduğu gibi olayların hikmet ve arka planını hesap etmeden acele karar vermek insanları çok defa yanıltır. Kainatta ilahi bir proğramın cereyan ettiği aşikardır. Eşya ve olayları değerlendirirken bu proğramı daima göz önünde bulundurmak gerekir. Adalet sahibi asla haksızlık yapmaz. O, zulmü kendi nefsine yasaklamıştır. Onun her fiili güzeldir ve bir hikmete mebnidir. Mü’min olaylara hep hikmet çerçevesinden bakar, daima iyimserdir. Siyah gözlük takanlar hem kendi dünyalarını hem de çevrelerini karartırlar. Ümit ve iyimserlik başarı ve mutluluğun en güçlü iki aracıdır. İnsanlığın rahmet önderleri olan peygamberler daima ümit ve iyimserlik üzere olmuşlar, tarihin en büyük inkılaplarını gerçekleştirmişlerdir. Hz. Yakub bütün komplolara rağmen oğlu Yusuf’tan ümidini kesmemiş ve oğullarına şöyle seslenmiştir “Ey oğullarım! Gidin Yusuf ve kardeşini iyice araştırın. Sakın ’ın lutfundan ümidinizi kesmeyin. Çünkü kafir kavimden başkası ’ın lutfundan ümit kesmez” (Yusuf; 87) Hz. Peygamber de hep ümit üzere mücadelesini sürdürmüş, daima ’ın yardımına güvenmiş. Mağara akradaşı Hz. Ebû Bekire şöyle demişti: “Üzülme bizimle beraberdir” (Tevbe; 40)

    Hayatta zorluklar ve olumsuzluklar elbette alacaktır. Dünya hayatı cennet değildir. Dünyada herşey süt liman olsaydı cennete gerek kalmazdı. Zararlı ve olumsuz gözüken şeyler olmasaydı dünyada neyin mücadelesini verecek ve neyle imtihan olacaktık? İnsanı olgunlaştıran acılar ve sıkıntılardır. Dinimizde tefe’ül (iyiye yormak) güzel, Teşe’üm“Mümin kişiye bir ağrı, bir yorgunluk, bir hastalık, bir üzüntü, hatta ufak bir tasa isabet etse onun sebebiyle mü’minin günahlarından bir kısmını mağfiret buyurur” (Buhari, mardâ 11, Müslim, Birr: 52) (Kötüye yormak) ise çirkin görülmüştür. Kötü rüyaların bile hayra yorulması tavsiye edilmiştir. Yüce her şeyi bizim lehimizde değerlendirir. Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur.

    Mümin her şeyde hayır görür, böylece acıyı tatlılaştırır, çirkini güzelleştirir. Bu anlayış insanda yaşama sevincini artırır. Gücüne güç katar. Her şeye sevgiyle yaklaşır. Neticede sevgi sevgiyi doğurur, dünya yaşanmaya değer hale gelir. Demek ki dünyayı cennet veya cehenneme çevirmek insanın tutumuna ve olaylara bakış tarzına bağlıdır. Güzel bakanlar güzeli çirkin bakanlar çirkin görürler. Güzelliği örten perde eşyada değil gözlerdedir. Asıl körlük gözlerde değil, gönüllerdedir. “Doğrusu gözler kör olmaz. Fakat göğüslerdeki kalpler körleşir” (Hac, 46)

    Aslında bakmak, iç dünyanın dış dünyaya yansımasıdır. İçi kararan insanın dış dünyasıda karanlıktır. Ayakkabısı ayağını sıkan bir kimse ister dar yolda yürüsün isterse ovada yürüsün değişen bir şey olmaz. Ağzın tadı bozulduysa bal ne yapsın, şeker ne yapsın? Göz perdeli ise güzel kendini nasıl ifade etsin? Demek ki yapılacak iş öncelikle gönlü tedavi etmek, gönül gözünü açmak, eşya ve olaylara inkar karanlığında değil, imanın aydınlığında bakmaktır. Arifâne bakış budur.

    Hak şerleri hayreyler
    Arif ânı seyreyler
    Neylerse güzel eyler.
    Zannetmeki gayreyler
    Mevlâ görelim neyler

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: