YETER ARTIK!!!!

3 Yanıt to “YETER ARTIK!!!!”

  1. ilyas Says:

    BU DİNSİZ TERÖRÜ ALLAH A HAVEL EDİYORUM İNŞALLAH  HEPSİNİ CENEMNEMİN DİBİNE GÖMER  bu vatan bizim bırak 16 ŞEHİDİ 1600 ŞEHİT VERSEK  YİNE BU VATAN TÜRK MİLLETİNİN YİNE TÜRK MİLLETİNİDİR…. TÜRK OLARAKTA KIYAMETE KADAR KALACAK  BUNU KAFALARINA İYİ SOKSUN BU DİNSİZLER….

  2. RıZa BeRKaN Says:

    Terörü, ancak İslâm ahlâkı
    önler
    Gerçekte, İslam ve “terör”
    kelimesinin yan yana gelmesi mümkün değildir. “İslam terörü lanetler” derken
    bile “İslam”la “terör”ü aynı cümle içinde kullanmak Müslüman’ın yüreğini
    kanatmaktadır. Müslümanların içinden teröristler çıkabilir.
    Anlaşılması mümkün olmasa da terörürü İslami amaçlarla kullanmaya kalkacak kadar
    her şeyi birbirine karıştırmış tipler bulunabilir ve maalesef vardır da. Bu
    durumu, geliş gayesi insanları hem dünyada hem ahirette huzura kavuşturmak olan
    İslamiyet’i vuracak şekilde kullanmak sadece bir isimlendirme hatası değil, aynı
    zamanda insan haklarına tecavüzdür. Zira terörize olmuş bir kısım harici ya da
    haşhaşi zihniyetli insanın hezeyanını “İslamî” olarak adlandırmak, “teröristin
    Müslüman olamayacağına inanan” Müslümanları töhmet altında bırakmaktadır. İslâm
    dini, birlik ve beraberliği, yardımlaşmayı, asayişi bozmamayı, fitne,
    çıkarmamayı, müslim/gayrimüslim herkesin hakkını gözetmeyi, kimseyi rencide
    etmemeyi emretmektedir. Rabbimiz “Fitne çıkarmanın adam
    öldürmek kadar kötü” bir fiili olduğunu bildirmektedir. (Bakara, 2/191)
    Yine, Rabbimiz, “Kim, haksız olarak birini öldürürse,
    bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim bir canı kurtarırsa, bütün insanları
    kurtarmış gibi olur.” buyurmaktadır. (Maide,
    5/32)Kul hakkına tecavüz korkusu İslam’ın temel
    terbiye düsturlarındandır. Bütün bunlar ortada iken bir kısım kimin ne amaçla
    yetiştirip, hangi misyonla kullandığı pek belli insanların güzel dinimizin adını
    kullanmaları dinimizi asla lekeleyemezse de -ne yazık ki- Müslümanların töhmet
    altında kalmasına sebep olmaktadır. Son zamanlarda ortaya çıkan “Artık
    Müslümanlar kabul etsin. Terörün kaynağı İslam/Kur’an’dır. Çünkü cihat hükmü
    vardır.” gibi sözler ise fitnenin çapının ne kadar büyük olduğunu
    göstermektedir. Zira cihat, halkın can, mal, ırz güvenliğinin koruması için
    devlet tarafından yerine getirilen bir görevdir. Bunun için bütün devletlerin
    ordusu vardır. Birkaç terörist kalkıp cihat namına kendi vatandaşlarını havaya
    uçuramaz. Eğer yaparsa bunun adı cihat değil, terör olur. Bir de bu açık gerçeği
    bulandırarak hunhar bir terör eylemini cihatla özdeş gösterme gayreti varsa o
    zaman fitnenin ne denli büyük olduğunu görmeli ve dua ederek Allah’a
    sığınılmalıdır. “Bazıları” İslamiyet’in kendisini ve 1,5 milyar müntesibini
    terörle ilişkilendirmeye adeta can atıyor. Halbuki, İslam büyükleri, tarih
    boyunca anarşiden uzak kalmışlar, taraftarlarını da buna bulaştırmamışlardır.
    Ehl-i sünnetin önderleri büyük alim Ebu Hanife, İmam Ahmed bin Hanbel, İmam
    Malik ve İmam Şafii olduğu gibi İmam-ı Rabbani Hazretleri de kendilerine yapılan
    haksızlığa, zulme rağmen devlete isyan etmemişler, talebelerini de isyandan uzak
    tutmuşlardır. Onlar, niçin bu kadar anarşiden uzak kaldılar? Çünkü,
    Peygamberimiz (sas), fitne (anarşi) çıkarana lanet etmiştir. Yemin ederek şöyle
    buyurdu: “Allah’a yemin ederim ki, insanlar öyle bir devir yaşayacaklar ki,
    kâtil niçin öldürdüğünü, maktûl niçin öldürüldüğünü bilmeyecek” Bu nasıl olacak?
    diye sorulduğu zaman şu açıklamayı yaptı: “İşte bu fitnedir.” Kim olursa olsun
    bir insan nasıl öldürülebilir? Kur’ân, her şeyden önce insanoğluna diğer
    yaratılanlar arasında seçkin, üstün bir makam vermiştir. Hz.
    Peygamber (sas) “Mümin, Allah katında bir kısım meleklerden daha mükerrem, daha
    değerlidir.” buyurmuştur. Efendimiz, yine şöyle buyurur: “Allah’a yemin ederim
    ki, bir müminin zulmen katli, Allah indinde, dünyanın zevâlinden daha büyük bir
    cinâyettir. Kişinin, kıyâmet günü, ilk hesâba çekileceği şey namazdır, insanlara
    karşı işlediği günahlardan da ilk hesaba çekileceği ise insan
    öldürmedir.” İnsanı fitneye, teröre sürükleyen etkenlerin başı yine
    cehalettir. Çünkü, cahil kimselerin kandırılması çok kolaydır. Hz. Peygamber’in
    fitneden korunma hususunda Huzeyfe’ye (ra) yaptığı şu tavsiye bunun ne kadar
    önemli olduğunu göstermektedir. “Dinini bildiğin
    müddetçe fitne sana zarar vermez. Fitne, bâtıl ile hakkı birbirinden ayıramayıp
    karıştırdığın zaman ortaya çıkar.” Dinimizin bu konudaki emirleri ve
    yasakları pırıl pırıl ve tertemiz bir şekilde ortadadır. Saldırıların mağduru
    durumdaki milyonlarca insanı töhmet altına alma çabalarını iyi niyetle
    değerlendirmek mümkün değildir. İslam’ın açık haram kılmasına rağmen bu fiiller
    işleniyorsa, o zaman o insanların içinde bulunduğu sosyo-ekonomik şartlar,
    psikolojik ve psikiyatrik ruh hali incelenmek durumundadır.

  3. ahmed Says:

    …Sanat, Marifet ve İttifak Gücü ile Mücadele Etmek
    Bediüzzaman Said Nursi eserlerinde dinsizlikle, terör ve anarşi ile nasıl mücadele edileceğini de detaylı olarak tarif etmiştir. Bunu da "… Bizim düşmanımız cehalet, zaruret, ihtilaftır. Bu üç düşmana karşı san\’at, marifet, ittifak silahıyla mücadele edeceğiz…"14 sözleriyle belirtmiştir. Said Nursi\’nin bu sözleri insanların dinsizliğe karşı mücadelesinin ne şekilde olacağını anlamak açısından çok önemlidir. Bediüzzaman yukarıdaki sözünde üç tehlikeye dikkat çekmektedir: Cehalet, zaruret ve ihtilaf…
    İlk tehlikeye karşı, yani cehalete karşı halkın bilinçlendirilmesi son derece önemlidir. Yaşadığımız toplumda insanların büyük çoğunluğu dini bilgiye sahiptir, Allah\’a ve dine inanır. Ancak yine büyük çoğunluğu dinin ve manevi değerlerin derinliğine inmez, sadece yüzeysel ve dahası kulaktan dolma bilgilere sahiptir. Dolayısıyla dinin getirdiği güzel ahlakı gerçek manada hayata geçirmesi mümkün olmaz. Bu sebeple cehaletin, yani bilgi eksikliğinin hızla ortadan kaldırılması şarttır. Bediüzzaman\’ın dikkat çektiği ikinci tehlike ise zarurettir. İnsanlara, iman dışındaki düşünce ve yaşam tarzları birer "zaruret" gibi sunulmaktadır. Hayatın gerçeklerinden vazgeçilemeyeceği, dini yaşamanın buna engel olacağı öğretilmektedir. Said-i Nursi\’nin son olarak dikkat çektiği ihtilaf tehlikesi de bugün mevcuttur. Bugün dünyada insanlar arasında birçok konu ihtilaflıdır. Çoğu zaman fikir birliğine varılamamakta ve pek çok konu tartışmalara, çatışmalara dönüşmektedir. Bu ihtilaf insanların en büyük odak noktası haline gelmekte, güzel ahlak, din ve ahiret tamamen unutulmaktadır. Oysa yapıcı bir yaklaşım ihtilafları kolayca çözer. Aklın ve vicdanın yolu birdir. Bu nedenle bu ihtilafın getireceği kargaşa ve kaos tehlikesine karşı doğrular çok açık bir şekilde ortaya konmalıdır.
    Bediüzzaman, bu üç tehlikeye karşı önlem alırken göz önünde bulundurulması gereken konuları da sözlerinde vurgulamaktadır. Bu konuların ilki sanattır. İnsanların terör ve anarşiyle yapacakları mücadelede sanat çok önemli bir yer tutmaktadır. Burada "sanat" kelimesiyle pek çok şey kastedilmiştir. Biri, insanların genel olarak Allah\’ın bir nimeti ve ayeti olan güzelliğe ve estetiğe düşkün hale gelmesidir ki, bu insan ruhunun kabalıktan ve şiddetten uzaklaşmasını sağlar. Bir diğeri de, sanatın Allah\’ın bir nimeti olduğunu bilmek ve buna şükretmektir ki, insanın manevi derinliğini artırır. Bu nedenle Allah\’ın çevremizdeki sanatının tüm güzelliğiyle anlatılması çok önemli bir konudur. Sanatçılar bu bilinçle hareket etmeli, dindar insanlar bu bilinçle sanatı sahiplenmelidir. Din ahlakını anlatmak için yapılan her çalışmanın da sanatsal değerlere sahip olması gerekir. Örneğin her türlü yazılı eserde, kullanılan resimlerle, dildeki açıklık ve sadelikle, baskı kalitesiyle dindar insanların üstün sanat anlayışını ortaya koymak son derece önemlidir. Bunun yanında sözlü anlatımdaki hikmet de sanatın bir türüdür. Seçilen kelimeler, kullanılan örnekler, anlatımdaki çarpıcılık ve etkileyicilik karşıda bırakılacak etki açısından çok önemlidir. Dinin güzelliklerini anlatırken anlaşılmaz, karmaşık, kalıpçı ve zor yolu benimseyen yöntemlerin aksine, anlatımdaki sadelik, insanların gerçekleri anlamasına çok büyük bir kolaylık sağlayacaktır.
    Üstad\’ın dikkat çektiği marifet ise "bilgi sahibi olmak" anlamına gelir ve Müslümanların yaşadıkları devrin tüm bilgilerine hakim olmaları gerektiğini ifade eder. Müslüman, Allah\’ın insanlar için seçtiği dinin yeryüzündeki temsilcisidir, dolayısıyla yaşadığı devrin bilim, kültür, düşünce, teknoloji gibi farklı alanlarına hakim olmalı, bunları bilmeli ve en iyi şekilde kullanabilecek yeteneğe sahip olmalıdır.
    Üstad\’ın gösterdiği son yöntem olan ittifak ise, tüm insanlığın refahını ve güvenliğini isteyen herkesin yerine getirmesi gereken bir vazifedir. İnananların tüm insanları tehdit eden terör ve anarşi belasıyla mücadele ederken birbirlerine destek olmaları son derece önemlidir. Bu birliği bozmak için yapılacak her türlü girişim de etkinin azalmasına neden olacaktır….alıntı
    Allah rahmet eylesin.Rabbim tüm şehid ailelerine sabrı cemil niyaz etsin inşallah

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: