BİR GÜL…

A rose enough to laugh,
Just smile enouh to laugh…
And needed to laugh; full of roses for life… 
 
 
 

2 Yanıt to “BİR GÜL…”

  1. ahmed Says:

    DÜNYAYI TERK EDİŞİNİZ BİR EFSANEYE KAPI AÇAR MI?
     
    En çok neyden korkarsınız, neyi daha tehlikeli bulursunuz? Sorularınız kimedir? Ya cevapları nereden alırsınız? Çabanız nereyedir, içinizi güzelleştirip kendinizi merhametten kurulu bir derinliğe bırakmaya mı, dışınızı parlata parlata kabuklaştırmaya mı? Çelikten bir beden mi istersiniz, incelerden ince bir iç mi, yufka bir yürek mi? Siz neyi tehlikeli bulursunuz? Yaşamayı mı, ölmeyi mi? Ölüm için amansız bir yaşam mücadelesi vermeyi mi? Yaşamak için diyar diyar ölümden kaçmayı mı? Ölümü her gün biraz daha büyüyen bir arzu ile beklemeyi mi? Kaç çeşit ölüm vardır, ya da kaç çeşit hayat? Sayılabilir şeyler mi bunlar? Duygularınız nerede para eder? Düşünceleriniz ne kadar kalıcıdır, bedeniniz yokken sizden bir iz bırakır mı geride? Zamana direnebilir mi hayatınız? Ölüm, gelirken sizi de abideleştirir mi? Buradan gidişiniz bir efsaneye mevzu olabilir mi? Nazım\’ın şiiri size de seslendi mi; “Seni yitirmiş geri dönüyor sesimin yankıları” diyerek. Bir bakış, bir hüzün, bir söz işler mi içinize. Kaçırır mı uykularınızı, dalıp gider misiniz derinlere, ufuklara, hülyalara. Beğenmediğiniz bir fikre, fikirle karşı koymak mıdır tercihiniz. Yoksa fikrin sahibine, fikirsizlikle beslenen her türlü kaba kuvvetten yardım alarak mı karşı koymak ister canınız. Yok etmek mi, ıslahçılık mıdır meşrebiniz? Kavga sizin nerenizde? Ya sevgi?Elinizden ne gelir başkaları için? Kim için dökersiniz iki damla gözyaşını? Kalbiniz nerede atar, sadece bedeninizde mi? Başını alıp çekip gitmez mi hiç kalbiniz, sizi bir ince sızıyla baş başa bırakarak. Ülkeler dolaşmaz mı, kıtalar aşmaz mı, çölleri geçmez mi yüreğiniz? Hiç tanımadığınız birini -sadece insan olduğu için- sevmeyi başarabilir misiniz? Ya hiç gitmediğiniz yerde yaşamayı! Sevda uğruna neleri göze alabilirsiniz? Hayat yukarıdan aşağıya akıp gidiyorken bir an için durup düşünün; neleri ne için göze aldınız? Hangi değerleri büyüttünüz, insanlığa ne bırakıyorsunuz? Tehlike nedir bilir misiniz? Tehlike; kalbini yaşarken gömmektir, onu bir bedende etten bir parçaya indirgemektir. Hayat ile ölüm arasında gidip gelen kalp atışlarına bir anlam verememektir. Tehlike; yaşatıldıldığının idrakine varamamaktır. Tehlike; kendini, insanlık için siper edememektir. Tehlike; düşüncesizlik, duygusuzluk, düşsüzlüktür. Tehlike; vuslatı unutmaktır. Tehlike; insanlık için yapıp ettiğini hatırlamaktır, yaptıklarınla yetinmektir. Tehlike; vuslata erenleri unutmaktır. Tehlike; gurbeti, gurbette vuslatı unutmaktır. Biliyor musunuz; siz düşüncenizden, hislerinizden, ideallerinizden ibaretsiniz. Tavırlarından, sözlerinden başka bir şey değildir insan. Ve insan idaellerinin eseridir. Olmayanı, üzerinde uzun süre varmış gibi taşıyamaz, olanı da uzun süre yokmuş gibi saklayamaz insan. İçimizden akan duygu ve düşünce ırmaklarında ya arınır ya da kirleniriz biz. İnsan, içidir gerçekte. İçimizdeki güzelliklerdir bizi bütün alemle ilintili yapan, seyahatlere çıkaran, sevda ile yola düşüren. İçimiz berraklaştıkça duyar yeryüzünden gelen çağrıyı. Kalkar gideriz o efsunlu ses ulaşınca bize, duramayız buralarda. Direnirsek içimize kaçar huzurumuz. Gitmezsek, ölü gibi yaşarız, çekilir hayatın tadı bizden. Biz ki, ölmekten korkmayız, iyi yaşayamamaktan, körleşmekten, sağırlaşmaktan, kalpsizleşmekten korkarız. “Kalbin Zümrüt Tepelerine” seyahate çağrıldığımızda, o kutlu yolculuktan geri kalmaktan korkarız. Bizde, iyi yaşamaktır ölümün ilacı. Ölüm ki; bir emaneti teslimdir. İhanet edilmemiş bir hayatın hakkını vererek sahibine teslim törenidir bizim oralarda ölüm. Biz ölümden değil, ölümsüzlük hastalığına kapılmaktan, gaflete düşmekten, bir an için dahi olsa onu unutmaktan korkarız. “Ölüm hatırlayıcıları” için o, hayatın fani yönünü acılaştırırken nice güzelliklere de kapı açar, nice kalıcı tatlar bırakır dudaklarda. Cinayetleri bırakırız da içimizdeki âlemler bir bir canlanır, büyür ve taşar bizden. Biz de bu ölümlü dünyada bir büyük sevdaya tutularak “yaşatmak için yaşama” kararı alırız. Sonra göçler başlar içimizden. Herkes birdir, her yer bir sevda diyarıdır artık. Seçmeyiz, seçilmişsek şükrederiz sadece… Artık korkumuz; yeterince sevememe, yeterince ilgilenememe, yeterince uzaklara gidememe, yeterince insana ulaşamama, yeterince fedakârlıkta bulunamama, yeterince fani olamama korkusudur… Bir mezar taşıyla dahi fani dünyaya bağlanma korkusudur. Korkumuz, insanlığı tutan ve yüzyıllara yayılmış, asırların başında duran büyük çilekeşleri, büyük dimağları idrak edememe korkusudur. Korkumuz; büyük insanlık sevdası için kendini fedaya hazırladığı halde gerektiğinde cömertçe “canını dünyaya dağıtamama” korkusudur. İnsan bir büyüklük için yaşamalı ve çağları delen bir büyüklük için ölmeli. Hayat ve ölüm… Birincisi süreç, ikincisi o sürecin sonucu. Aksiyon dergisinde iki hafta önce (sayı: 670) Gurbette Vuslat diye bir dosya yayınladı. “Kendini unutarak sonsuza kadar yürüme azmiyle” yola koyulmuş bir avuç gönül erinin yeryüzü macerasını, ülke ülke dolaşmış, okyanuslar aşmış ve emr-i hak vaki olduğunda bedenini gurbet toprağına emanet etmiş destansı hayatların hikayelerini anlatıyordu. Büyük hayatların sade yaşantılarına ışık tutuyordu… Gurbette vuslata erenler büyük insanlık ideali için ölmeyi öğretiyorlardı bize. Ölmüş bir hayatın canlılığını dinlemek, geride kalanların gözlerine bakmak, biricik evladını yattığı kabrinden binlerce kilometre ötedeki anne-babaları düşünmek, o gurbet toprağını ikinci vatanı bilerek adeta başında nöbet tutan eşlerin ve çocukların olduğunu bilmek, gurbette vuslat kahramanlarının mezarının başında durup da, dua dua gözyaşı döken Moğolistanlı, Mısırlı, Kenyalı, Kazakistanlı, Tanzanyalı, Bosnalı, Malezyalı, Çinli… çocukların varlığından haberdar olmak… Bunların hepsi üzerinde derin derin düşünülmesi gereken bir insanlık dersidir. Eğer ölümden ibret almak istiyorsanız okuyun, Aksiyon\’un bu dosyasını. İçinizdeki soruların yer ve yön değiştirdiğini göreceksiniz. Değerlerinizi sorgulayacaksınız, kalanlar kalacak, dökülenler dökülecek. Hayata değil ölüme imreneceksiniz. Fanilerin iyi ve güzel ölümlerine tanıklık etmek bir ışık olarak dönecek içimize. Duyguda, düşüncede, tasavvurda, düşte, idealde yeniden dirileceğiz, daha iyi yaşamak için bir kere daha “biz de varız” diyerek. Bunu bir son sefer bilip, gereksiz yüklerimizi atarak, içimizden geçen ırmakta arınarak çıkacağız yola. Toparlanın gidiyoruz, bir büyük yolculuk var diyor; Adem Tatlı, Nuran Alver, Erkan Çağıl, Yasin Çalkım, Meryem Betül ve isimleri bende saklı daha onlarcası…
     Bir büyük ölüm hikayesi bırakalım geride ve gelin gülle karşılanalım bizler de… Mehmet Gündem
     
     
     
    selam ve dua ile candost

  2. ahmed Says:

    Efendım!
    bu mısralar sanadır, ey gönlümün sultanı.acı, ızdırap, gözyaşı; mirasındır bunlar banadert üstüne dert; bunlar benim imanımın rızkısaraylar, tahtlar değil; ateş içinde güllerdir sunulanlar banabu gözyaşlarım sanadır, ey nur-i dilaraözlemim şahlanıyor, gördükçe uçan kuşlarısana doğru mudur acep kanat çırpışları?sana olan özlemlerinden midir, o masum bakışları?avlanmak için beklenen kuş gibiyim…kanat çırpışım, ölümün habercisi…belki biraz saf, biraz da deliyim…ben çıkışlardan uzak yokuş gibiyim…
    selam ve dualarımla kardeşim h.cumalar diliyorUm

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: